Günü Geçmiş Gazeteler

Bugün, Atatürk’ün hizmetine ölümünden 13 yıl evvel girmiş bulunan en sadık hizmetkârlarından birinin ağzından Atatürk’ün ölümü ve son günlerden bahsetmek istiyorum. İbrahim Ergüven, Atatürk’ün hizmetinde bulunan ve O’nu her bakımdan yakından bilen nadir ve bahtiyar insanlardan biri. Soyadını Atatürk ona kendisi vermiştir.

İbrahim Ergüven şimdi emekli bir memur. Atatürk’ün yalnız ölüm günlerinde değil, hemen Allahın her günü, O’na minnetle bağlı olduğunu ifade etmekte ve adını saygı ile anmaktadır.

Şu aşağıda nakledeceğim satırları bana anlatırken, ak saçlı Atatürkçü’nün hıçkırarak ağladığını söylemeden geçemeyeceğim.

“Son günlerinde idi (O’na hiç kimse öldü diyemiyor). Başucunda kardeşi Makbule Atadan, Kuran okudu. Ben de bu sırada, ‘Şu Kuranın yüzü suyu hürmetine Atamıza iyilik ver’ diye Allah’a yakarıyordum. O sırada odanın havalandırılması için, açık bırakılan büyük pencerelerden biri müthiş bir gürültü ile kapandı. Atatürk günlerden beri komada idi… Gürültü Atatürk’ü derin uykusundan uyandırdı… Ve:

‘İbrahim sen burada mısın? Bu yatağı ne zaman değiştirdiniz?’ Diye sordu.

Bazı sebeplerle yatağını sık sık değiştirmek mecburiyetinde kalırdık. O gün de, 4 kişi yatağın üzerine çıkarak bir battaniye içinde Atatürk’ü başka bir yatağa naklettik. Bu sırada karyola kırıldı. Ve değiştirdik. İşte Atam, bunu fark etmişti. Ayrıca:

-‘Ben kaç saat uyudum. Saat kaç? Gazeteler geldi mi?’ Buyurdular.

O her zaman derin uykudan uyanınca hemen saatin kaç olduğunu ve gazetelerin gelip gelmediğini sorardı.

Biz de kendisine iyi ve rahat bir uyku uyuduğunu söyler, uzun uyuduğunu fark etmemesi için günü geçmiş gazeteleri kendisine vermek zorunda kalırdık.

O gün çok ağır durumda idi. Kapıda nöbet beklemekte olan doktorlardan Mim Kemal ile Neşet Ömer İrdelp’e Atatürk’ün kendine geldiğini sevinçle bildirdik. O gün bir süre böyle gitti.

Son nefesini verirken berberi Mehmet, berber yardımcısı Rıdvan yanında idiler. Bana haber verdikleri anı hatırlamak dahi istemiyorum.

Ölüm raporunun tanziminden sonra Selimiye Askeri Hastanesi’nden gelen tabiplerin yardımıyla yıkanıp tahnit edilerek ilaçlandı, kefenlendi ve hazırlanan bir tabuta konularak bizzat düzenlenen yatak odasına nakledildi. (Balkonlu oda…) Burada elips şeklinde yaldızlı ve üzeri somaki mermer bir orta masası vardı. Onun üzerine yerleştirildi. Ben de Sabuncakisten getirdiğim bir araba dolusu çiçekle etrafını O’na layık olduğu şekilde donattım.

Ve ilk ihtiram nöbetine genç teğmenlerle birlikte girdim. Bilahare, Büyük Millet Meclisi’nden verilen bir emirle yeniden bir tabut yaptırıldı. Bu meşe ağacındandı. İçi kurşun kaplı idi. Ve çok ağırdı. Sonradan buna üzeri asma yaprağı ve sarmaşık motifleriyle süslü bronz kollar döktürüldü.

Atatürk bizim tek dayanağımızdı. O’nun vakitsiz ölümü ile her şeyimizi kaybetmiş olduk.”


Sait Arif Terzioğlu, İnsancıl Atatürk, İstanbul 1964, s. 84–86.




Bir Cevap Yazın