Gerçek bir din adamı, Vaiz Abdurrahman Kamil Efendi

Atatürk’ün her zaman takdirle andığı din adamı Abdurrahman Kamil Efendi 1850’de Amasya’da doğmuş, ilk olarak 12 Haziran 1919’da, Samsun’dan başlayan, halkı işgale ve İstanbul Hükümeti’ne karşı örgütleme çalışmalarını bir genelgeyle ilan etmek üzere Amasya’ya geldiğinde tanışmıştı Mustafa Kemal Paşa ile.. Konuşmuşlar, birbirlerini dinlemişler, anlaşmışlardı :

Mustafa Kemal Paşa sordu: “Baba, bu işte muvaffak olmak da var, olmamak da var. İnşallah muvaffak olacağız. Eğer olamazsak bizi asarlar, kelle gider, ne dersin?”

Kâmil Efendi yanıtladı: “Oğul, sen ki genç yaşta başını vatan millet uğruna feda etmişsin, benim bu ihtiyar kelleyi de koy senin uğruna feda olsun.”

Mustafa Kemal Paşa 13 Haziran 1919’da Cuma namazında, Amasyalılara vatanın içinde bulunduğu durumu açıkça anlattıracaktır. İlk sohbetleriyle kendisinde güven uyandıran Sultan Bayezid Cami Vaizi Abdurrahman Kamil Efendi’nin bu işi rahatlıkla yerine getirebileceğini düşünmüştür. Hemen bir pusula yazarak 12 Haziran gecesi geç saatlerde Abdurrahman Kamil Efendi’nin evine göndermiştir. Abdurrahman Kamil Efendi Cuma namazında kürsüye çıkarak camide bulunanlara özetle şöyle seslenmiştir :

“Muhterem Evlatlarım!

… Türk Milletinin bu felaketten kurtuluşu için, bütün Müslümanların birleşmesi, vatan ve milleti sevenlerin fedakarane ve cansiperane bir tavra ve harekete başlaması lazımdır…

İşte muhterem cemaat, bu gibi zevatı muhtereminin ve betahsis halen şu anda cemaat arasında olup, memleket ve milleti izmihali umumiden girdap-ı müsibetten kurtarmak için ortaya atılmış bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın arkasından gitmelidir.”

(Bütün müslümanlar, şu an cemaatimiz arasında olan, memleketi yıkılmaktan ve içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtarmak için ortaya atılmış bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın arkasından gitmelidir.)

Bu söylem ulusal kurtuluş mücadelesinin ilk vaazı olmuştur.(Mustafa Kemal, yıllar sonra bu vaazın etkisine, önemine değinerek, “Genç Cumhuriyetimiz bu gibi ulema ile iftihar eder” diyecektir!!!) Bu vaazdan sonra 14 Haziran’da Amasya’da kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin maddi yönden desteklenmesine ihtiyacı vardır. Vaiz Abdurrahman Kamil Efendi biriktirdiği ALTINLARI kırmızı bir mendil içerisinde Mustafa Kemal Paşa’ya uzatarak ulusal mücadelenin ilk yardımını yapmasıyla dikkati çekmiştir!!!…(Mercedesli din adamlarına ibret olsun!)

Mustafa Kemal Atatürk’ün dördüncü defa Amasya’ya gelişi, ilk gelişinden dokuz yıl sonra 18 Eylül 1928 tarihinde olmuştur. Yeni kabul edilen Türk alfabesinin uygulanmasını yerinde incelemek ve halkın tepkisini ölçmek amacıyla çıktığı yurt gezisinin beşinci günü Başbakan İsmet İnönü ile birlikte trenle Amasya’ya gelmişlerdir. Amasya tren istasyonundaki karşılamayı o günleri yaşamış ve zamanın müftüsü Abdurrahman Kamil Efendi’nin TORUNU olan Nafız Yetkin Bey şöyle anlatmaktadır.

“Uzaktan trenin düdük sesi duyuldu. Tren yavaş yavaş geliyor. Atamız pencereden bakarak halkı selamlıyordu. Tren durdu. Kapı açıldı. Atamız trenin sahanlığından bir basamak inerek ikinci basamakta durdu ve etrafına bakarak ilk sözü : ( Dokuz yıl önce 13.6.1919’da Kurtuluş Mücadelesinin ilk vaazını veren Abdurrahman Kamil Efendi’yi hatırlayarak)

“-Müftü Efendi nerede?” oldu. Halk açıldı ve dedeme yol verdiler. Ben de dedemin koltuğuna girerek öne geçtim. Ata son basamaktan inerek hiç konuşmadan gülümseyerek dedeme yaklaştı, hemen gözüne çarpan köstekli saatin anahtarını tutarak;

“-Bu nedir, bu cennetin anahtarı mı yoksa? Ver de cennete girelim.” dedi.

 Dedem de; ”Asıl cennetin anahtarı sende Paşam!” dedi.

Atamız bu cevaba karşı hayret içerisinde gülerek,

“-Cennetin anahtarı nasıl bende olur?” diye sorunca dedem Müftü Efendi şu cevabı verdi:

“Nasıl olur da anahtar sende olmaz? Sen ki bu cahil halka okumak üzere kitap getirdin, bundan ala cennetin anahtarı olur mu?” Cevabı üzerine Atatürk gülerek müftünün koltuğuna girdi. İstasyonda hazır bulunan otomobile binip adalet binasına gittiler. Reis-i Cumhur hazretleri ikametine tahsis olunan binada kısa bir dinlenmeden sonra halkı yeni harflerden imtihan etmişlerdir.

(Yukarıdaki bilgiler, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Kılıç’ın, Amasya Tamimi ve Protokolü, Mayıs 2009 basımlı kitabından derlenmiştir.)

Not: 70 yaşında bir din adamı, tüm altınlarını, Padişahın, hakkında idam kararı çıkardığı, şeyhülislamın dinsiz fitneciler diye fetvalar verdiği Kuvay-ı Milliye’nin ve sonra Türk Ordularının Başkumandanı olan Mustafa Kemal Paşa’ya Milli Mücadele için gönül rızasıysa seve seve vermesi… Cuma vaazında Şeyhülislamın fetvalarına rağmen, Mustafa Kemal Paşaya destek olunması gerektiğini ifade etmesi… 9 sene sonra yani 79 yaşındayken, harf devriminin yapılması üzerine Atatürk’ü, 9 yıl önceki Mustafa Kemal Paşa gibi karşılayan bir din adamı… Bugün harf devrimine dinsizlik denmesine rağmen, böyle vatansever bir din adamının TORUNU bile, o gün harf devriminin imtihanı için oraya gelmiş olan Atatürk’e ”Atamız” demesi… Büyük dersler, büyük ibretler alınması gereken gurur verici anılardır…

Not:Atatürk Vefalıydı. 1919’da Samsun’dan Erzurum’a giderken Amasya’da vaiz Kâmil Efendi karşılamıştı O’nu. Vatansever Kâmil Efendi, Milli mücadeleye destek olmuş, halkı Mustafa Kemâl Paşa’nın etrafında toplamıştı. Evet vefalıydı Atatürk, çünkü bu olayı unutmamış, 1930’da Amasya’ya gelir gelmez, Kâmil Efendi’yi arattırıp, bulmuş, kendisine iltifâtlarda bulunmuştu. 87 yıl sonra yok efendim ‘hocaları, alimleri astı’ diyenler izlesin. Oysa, hoca vardı; vatanseverdi Atatürk’ün dostu idi, hoca vardı, hain idi, istiklâl mahkemelerinin kararıyla idam edildi.

 

 
 
 
 
 

Bir Cevap Yazın