Gazeteci Mustafa Kemal Paşa

Bu yazı, Bülent Demirbaş imzasıyla, 10 Kasım 1988’de, Milliyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır:


MUSTAFA Kemal Paşa (Atatürk), kuşkusuz ki Türkiye’nin son yet­miş yılına damgasını basmış Tek Adam’dır. Anafartalar’da yüksel­meye başlayan yıldızı günümüze dek ülkeyi aydınlatmıştır ve bu aydınlanma ilerdeki yıllarda da süre­cektir. Yirminci yüzyıl Türkiye’sinin en önemli kişisi olan Mustafa Kemal hakkın­da şimdiye dek ülkemizde ve dünyada binlerce kitap, on binlerce yazı yayımlan­dı. Onun askerliği, komutanlığı, kurmay­lığı, devlet adamlığı, siyasi yönleri, ikti­sadi görüşleri ve hatta aşkları, söyledik­leri, yaptıkları ve hatta yapmadıkları hep bu yazı ve kitaplara konu oldu. Hakkın­da binlerce nutuk ve konferans verildi, ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenip, bilimsel tartışmalarda konu ol­du. Fakat ne kadar gariptir, bir yanı var ki, kimi öz yaşam öykülerinde yer yer bir iki cümle ile de olsa sözü edilen bir baş­ka yanı üzerinde hemen hiç durulmadı.

Mustafa Kemal’in bu yönü gazetecilik yö­nüdür…

Evet, Mustafa Kemal, büyük bir as­ker, yetenekli bir kurmay, eşi zor bulu­nur bir komutan, yeryüzünün ilk ulusal kurtuluş savaşının önderi, devlet kurucu­su, usta bir diplomat, devlet ve siyaset adamıdır. Bunları herkes bilir. Ama Mus­tafa Kemal’in hemen bütün yaşamı bo­yunca gazetecilikle ilgilendiği, amatör­lük sınırlarının ötesinde gazetecilik yap­mış biri olduğu ise hemen hemen hiç bi­linmez.

İşte, ölümünün 50. yılında Mustafa Kemal’in bu gözlerden kaçmış, dikkat çekmemiş yönünü belgelerin ışığında gün yüzüne çıkarmayı bunun için görev bildik. Atatürk’e “Halaskâr, Gazi, Başko­mutan, Dâhi, En Büyük Türk, Başöğret­men, Münci, Ebedi Şef” gibi sanlar verilmiş, devrimciliği vurgulanmış, laiklik anlayışı yüceltilmiş, halkçılığı, cumhuri­yetçiliği, milliyetçiliği binlerce yazı ve yüzlerce kitapta dile getirilmiştir. Ata­türk’ün tarihçiliğinden dil devrimciliğine, kooperatifçiliğinden bankacılığına kadar toplumun binbir kesimine ilişkin eğilim­leri de onun nitelikleri arasında tek tek sayılıp dökülmüştür. Bu konularda o ka­dar ileri gidilmiştir ki, Atatürk’ün doğu­munun yüzüncü yılında onun “iyi bir eko­nomist ve bankacı” olduğu dahi (Ayten Eti, Yeni Yaşantı 11.1981) ileri sürülmüş­tür.

Atatürk’ün basınla ilişkileri konusun­ da ise binlerce yapıt arasında elde yal­nızca iki ufak ve çapsız broşür vardır. Bunlardan biri, Niyazi Ahmet Banoğlu’nun 1963’te ikinci baskısı yapılan Atatürk Başmuharrir adlı broşürü, — ki bunda Atatürk’ün 1937 yılında Kurun gazetesin­de Asım Us imzasıyla yayınlanan beş başyazı aktarılmaktadır— İkincisi gene 1981 yılında Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen Atatürk Döneminde Basın ve Basın Özgürlüğü panelinde oku­nan bildiriler toplanmıştır. Bunlara bir de, belki Afet İnan’ın “Atatürk’ten Yazdıklarım” adlı kitabından kimi parag­raflar eklenebilir. Atatürk’e ilişkin olarak yazılan kimi özyaşam öykülerinden de za­man zaman birkaç satırı geçmeyecek bi­çimde basınla ilişkilerinden söz edilir ama, bunun hiçbir zaman ciddi bir tutku olduğu gerçeği vurgulanmaz.

Nitekim Mustafa Kemal daha Harbi­ye öğrencisi iken arkadaşı Hatip Ömer Naci aracılığıyla edebiyata yakın ve bü­yük bir ilgi duymaya başladığını, Namık Kemal’in yasaklanmış ve yurt dışında ya­zılmış yazılarını gizlice okumaya başla­dığını bizzat kendi anılarında anlatmak­tadır. Şu satırlar, Mustafa Kemal’in ilk ga­zetecilik denemelerine okul sıralarında başladığının kanıtıdır ve kendisince Ahmet Emin Yalman’a 1922 yılı Ocak ayın­ da yapılan bir röportajda anlatılmıştır;

“Erkân-ı Harbiye sınıflarına geçtik. Mu­tat olan derslere çok iyi çalışıyordum. Bunların fevkinde olarak bende ve bazı arkadaşlarda yeni fikirler peydah oldu. Memleketin idaresinde ve siyasetinde fe­nalıklar olduğunu keşfetmeye başladık.

Binlerce kişiden ibaret olan Harbiye talebesine bu keşfimizi anlatmak heve­sine düştük. Mektep talebesi arasında okunmak üzere mektepte el yazısıyla ga­zete tesis ettik. Sınıf dahilinde ufak teş­kilatımız vardı. Ben heyeti idareye dahil­dim. Gazetenin yazılarını ekseriyetle ben yazıyordum.

O zaman Mekatip Müfettişi İsmail Pa­şa vardı. Bu harekâtımızı keşfetmiş. Ta­kip ettiriyormuş. Mektebin müdürü Rıza Paşa İsminde bir zattı. Bu zat, padişah nezdinde İsmail Paşa tarafından tahtie edilmiş:

Mektepte böyle talebe var. Ya farkın­da olmuyor ya müsamaha ediyor, denil­miş. Rıza Paşa, mevkiini muhafaza için inkâr etmiş.

Bir gün gazetenin icap eden yazıla­rından birini yazmakla meşguldük. Bay­tar dershanelerinden birine kapanmış, kapıyı kapamıştık. Kapı arkasında birkaç nöbetçi duruyordu. Rıza Paşa’ya haber vermişler. Sınıfı bastı. Yazılar masa üze­rinde ve ön tarafta duruyordu. Görme­mezliğe geldi. Ancak, dersten başka şey­lerle iştigal vesilesiyle tevkifimizi emret­ti. Çıkarken, yalnız izinsizlikle iktifa olunabilir dedi. Sonra hiçbir ceza tatbikatı­na lüzum olmadığını söylemiş.”

Bu, Mustafa Kemal’in gazetecilik ko­nusundaki ilk girişimidir, iş bu kadarla kalsa, bunu bir öğrencilik ve gençlik heyecanı sayıp geçebilirsiniz. Ama hayır.

Tarih, 1918 yılının Kasım ve Aralık aylarıdır. Mustafa Kemal’in gazetecilik tutku­su bu kadarla da kalmaz. 1919’da Sivas Kongresi toplandığında, Mustafa Kemal bir kez daha bir gazete çıkarma hazırlı­ğına girişir. 14 Eylül 1919 günü Sivas’ta İrade-i Milliye gazetesi yayımlanmaya başlar. Bu gazetenin de adını koyan Mus­tafa Kemal Paşa’dır ve haftada bir iki kez yayımlanan bu gazetedeki yazılardan pek çoğu Paşa’nın söyleyerek yazdırdığı ya­zılardır.

Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Ke­mal Paşa, Sivas’tan Ankara’ya gidişte gazetesini de birlikte götürmek ister ama, Sivaslılar bırakmazlar. Bunun üze­rine Ankara’ya varıldıktan 14 gün sonra bu kez de gene adı Mustafa Kemal Paşa tarafından konulan Hâkimlyet-i Milliye gazetesi yayımlanmaya başlanır. Üstelik Paşa, gazeteyi daha iyi denetlemek için bu kez gazetenin mesul müdürlüğüne de  en yakın adaşlarından Recep Zühtü (Soyak)’ı getirmiştir. Bütün bir Kurtuluş Savaşı boyunca da bu gazeteye yönelik il­gisini hiç eksik etmez. Gazeteye abone bulmak için, imzasıyla Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerine yazılar gönderir.

Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlanmış pek çok başyazının Mustafa Kemal’ce yazıl­dığı ya da yazdırıldığı da bilinir. Mustafa Kemal Paşa’nın gazetecilikle ilgisi bu kadarla da kalmaz. Konya’da ya­yımlanan Babalık ve Öğüt gazeteleriyle de yakından İlgilenir. Bu gazetelere ya­yınları konusunda sürekli talimat verir, bu gazetelerin parasal sorunları ile ilgi­lenir. Daha sonraki dönemlerde, Cumhuriyet’in ilanından sonra da Mustafa Ke­mal’in, Cumhurbaşkanı olmasına karşın gazetecilik aşkı sönmemiştir. 1937 yılın­da, Kurun gazetesinde, Asım Us imzasıy­la yayımlanmış beş başyazı vardır ki, bun­lar da doğrudan doğruya Mustafa Kemal’in dikte ederek yazdırdığı, daha doğ­rusu yazdığı başyazılardır.

Gazetecilikle böylesine ilişkili biri için, “gazeteci” dememek, gerçeklere gözleri kapamaktan başka anlama gel­mez sanırız.