Büyük Bir Aktör: Münir Özkul (Anısına)

Burhan Felek yazdı: Büyük Bir Aktör Münir Özkul (Milliyet, 1978)


Münir özkul’u ilk defa “Küçük Sahne” adında Yapı ve Kredi Bankası’nın, daha ziyade bu bankanın kurucusu ve İdare Meclisi Başkanı mühendis, iktisatçı, tarihçi, dörtbaşı mamur bir zat olarak Sayın Kâzım Taşkent Bey’in himmetiyle ve merhum Muhsin Ertuğrul’un idaresinde kurulmuş bir tiyatronun –hatırımda kaldığına göre– “Karakolda” isimli piyesinde görmüş ve pek beğenmiştim.

Sonra Münir galiba Şehir Tiyatrosu’na girdi. Ben başımdan büyük işlere kalkarak iki senaryo yazdım. Bunların adı “Edi ile Büdü” idi ve komedi idi. Aslında senaryo fena değildi. Fakat filmci, filmi çevirten sermaye sahibi hasis bir adamdı. Vapurda geçen bir sahneyi, vapura benzer bir odada çektiriyor, bazı sahneleri kısaltıyordu. Neyse, birinci film fena olmadı ve bu filmin iki yaşlıca artisti dostum ve kardeşim Vasfi Rıza ile Münir idi. İkinci filmi de çevirdik. Bu filmlerin rejisörlüğünü “Şadan” adında istidatlı bir çocuk yapıyor ve sermayedarın müdahalesinden o da şikâyet ediyordu.

Uzatmayalım, ikinci filmi bitirdik ve o zamanki adı “Tan” olan İstanbul’da Pangaltı’da bir sinemada göstermeye başladık. Filmi Vasfi ile birlikte seyrediyor­duk. Film o kadar kepaze idi ki, biz karanlıkta sinemadan sıvıştık ve seyircilerin belki de yuhaladıkları­nı işitmedik. Ondan sonra Münir ile dost oldum. Naçiz kanaatime ve ortaoyunculuğundan kalma bir nebze temaşa sanatıma şartlarına göre, Münir’in birinci sınıf üç yıldızlı büyük bir artist olduğuna inanırım ve hâlâ o inançtayım. Sonradan, bundan bilmiyorum belki on yıl kadar önce benden ortaoyunu hakkında televizyon için bir konferans istediler.

Ben kendi kendime kamera önünde konuşamam. Bana Münir’i verin! dedim ve onunla birlikte kendi evimde bir saatten fazla süren bir çekim yaptım. Bunun ancak 20 dakikasını gösterdiler. Hatırımda kaldığına göre, beğenilmişti.

Bunları size neden anlatıyorum? Birkaç gece evvel televizyonda önce Münir ile bir mülâkat yaptılar. Bunu dostumuz Haldun Dormen Bey yaptı. Orada konuşan Münir’in zorluk içinde olduğunu ve torunları ile vakit geçirdiğini öğrendim. Birincisine üzüldüm, İkincisine se­vindim.

Ama Münir gibi büyük bir artistin bu hale düşmesini, memleketimizde sanatkâra gösterilen teveccüh ve manevî alâkaya mukabil, maddeten ona ustalığı değerinde bir karşılık verilmediğini bir kere daha müşahede ettim. Münir’in ifadesinden öğreniyoruz ki, senelerdir çalışan ve şu “perde!” diye biten meşhur tiyatro sanatının tiradını ölmezliğe ulaştırmış olan Münir’in, başını sokacak bir evi bile yokmuş.

Ben bundan Türk seyircisi namına utandım ve bunu bu yazımla açıklayarak Münir’den, onun seyircileri namına özür dilemek için bu satırları yazdım. Birkaç gece evvel televizyonda Münir’in başrollerden birini oynadığı “Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı” adlı meşhur komedide Münir yalnız bir komik olmadığını ve çok kuvvetli bir komedyen olduğunu da gösteriyordu. Münir’in maddî sıkıntısına mukabil, saçları dökülmüş olmasına karşılık biraz daha sıhhatli ve dinç gördüğüm­den dolayı pek sevindim. Bütün bunlardan doğan acayip bir hırsla bu yazıyı yazdım. Bu memlekete bedavadan ucuz, güzel sanat bağışlayan Münir’e, haylaz “Hababam Sınıfı” talebele­ri kadar olsun ilgilenmemiz, asgarî insanlık ve sanatseverlik vazifesi olacaktır!

Hâlâ kendisinden hür­metle bahsettiğim merhum Dümbüllü İsmail Efendi, daha evvel merhum olan Kavuklu Hamdi Efendi, merhum Fehim Efendi hep ihtiyaç içinde ve sanat aşkının ateşiyle kavrulup gittiler. İçlerinde birkaç kuruş tutabilen Hasan Efendi ise, zamanın piyasasına göre bedavadan ucuz adam kullanarak kendini geçindirebilmiştir.

Emsalsis artistle­rimizden Adile Hanımın babası ve benim aziz dostum Naşit bile borç içinde vefat etti. Düşünüyorum, acaba Batı’da da tiyatro sanatkârları böyle ihtiyaç içinde mi sanat yaratırlar?

Yok mudur, meselâ Kültür Bakanlığı’nın böyle büyük sanatkârlara uzanacak bir eli?