Ben İktidara Gelince…

Ankara Halkevi Başkanı olan F. Celâl Güven anlatıyor:

ATATÜRK, bütün ömrü boyunca neler yapmış, neleri başarmışsa, bunları önceden tasarlamış, değişmez biçimine koyarak sarsılmaz temelleri üzerine oturtmuştur. Onun hayatında yarım, rastgele başlanmış bir iş yoktur. Bundan ötürüdür ki devrimlerinin karakteri tâvizlere, duraksamalara, yılgınlıklara pay vermez.

Bunun sayısız örnekleri vardır; Birinci Dünya Savaşı’nın son yılı. Mustafa Kemal, savaş alanla­rında süresiz düğümlerden, çalışmalardan yorgun, biraz da hasta düşmüştü. Dinlenmek, tedavi görmek için Karlsbad’a gider. O, tedavisi için şunları anlatırdı;

‘Çamur banyolarından, tatsız maden suları içmekten, sıkı perhizlerden artık sıkılmış, daha da zayıf, dermansız düşmüştüm. Bu böyle olmayacak dedim. Beraberimde götürdüğüm emir eri kolonyacı Şevki’ye; getirdiğimiz sandığı aç, bana bir şişe rakı çıkar. Beni tedavi eden doktora da bir hafta sonra uğradım. Beni görün­ce;

— Oooo.. Tedavi iyi gidiyor. Ne güzel toplamış, renginiz de yerine gelmiş.

— Evet amma bu sizin değil, benim tedavim.

— Ne gibi?

— Ne gibi olacak? Perhizi bozdum, biraz da içiyorum.

— Generalim! Çaresini bulmuşsunuz. Artık benimle bir ilginiz kalmamalı,

diyerek kızdı.’

O akşam bunları anlatırken çok neşeliydi. «Benim Karlsbad’da tutulmuş hâtıralarım olacak. Bu akşam onları okuyalım» dedi ve yaverini çağırttı, hâtıralarını getirtti. Bunlar, siyah kaplı üç ince defterdi. Rahmetli İsmail Müştak okuyordu, notların bazı bölümleri Fransızca tutulmuştu. Bilmem şimdi bu defterler nerede? Bir gün bulu­nup da yayınlanırsa Atatürk’ün özelliklerinden bir yanı daha ışığa çıkmış olur.

O günlerde devrin ileri gelenlerinden baylı, bayanlı bir kalabalık da Karlsbad’ta imişler. Bunların içinde rahmetli Hüseyin Cahit Yalçın; Büyük Cemal Paşa’nın eşi de varmış. Bir gece toplantısında Mus­tafa Kemal ortaya Türk kadınının hürriyeti konusunu atmış. Atatürk o geceyi, hatırâ defterinde şöyle anlatıyordu:

‘Geç vakit otele döndüm. Bu akşamki konuşmalarımızı buraya geçiriyorum. Efendim! Önce kadınlarımızı okutmalı, sağlam bir kül­tür, sağlam bir anlayış sahibi yaptıktan sonra hürriyetlerini verme­liymişiz. Yok önce peçeyi kaldırmalı sonra çarşafı, yok çarşafın eteğini biraz kısaltmalı imişiz. Oysa bu toplulukta bulunan kadınlarımız, Avrupalı kılığında idiler. Ben insan değil miyim? Hür yaşamak, medenî insanlar gibi yaşamak hakkım değil mi, bir sürü geri kafa­ların keyfini bekleyecek miyim? Hayır! Ben iktidara geldiğim gün bu işi bir coup (kendi deyimleri – vuruş) da hal edeceğim.’

Atatürk bu notları yazdığı günlerde hangimize okusaydı şaşkın­lıktan kendimizi kurtaramazdık. Ama o gerçekleri çok önceden gör­müş, tasarlamış, yapabileceğine inanmış, iktidara gelmiş, kadın hak ve özgürlüğüne yüzyıllar boyunca tebelleş olan dar kafalıları bir vuruşta yıkmış, bugünkü erkekli kadınlı uygar Türk toplumunun kurulmasını sağlamıştır.


Kaynak: 10 Kasım 1963, Akşam Gazetesi