Aynı Zamanda Kadınlar Asker de Olacak

Atatürk Ankara Kız Lisesini ziyarete gidiyordu. Sınıflara girilip çıkılacaktı. Kapılardan birinin önünde durdu. İçeride ne ders olduğunu sordu. Müdür yurt bilgisi dersi olduğunu söyledi. Atatürk:

-“Girebilir miyiz?” Diye sordu. Müdürün verdiği olumlu cevap üzerine usulca kapıyı vurdu. Sınıfa girdi. Biraz ders dinledi. Sonra öğretmene:

-“İzin verir misiniz, ben bir soru sorayım?” Dedi.

Atatürk’ün sorduğu soru üzerine, sırayla birçok zeki kız soruya cevap aradılar. Atatürk kimisini beğeniyor kimisini onaylamıyordu. Fakat kimsenin de hatırını kırmamaya gayret ettiği belli oluyordu. Büyük Atatürk’ü tanıyanlar, gene büyük bir devrimin öncesinde olduğumuzu hissetmekte gecikmiyorlardı.

Nihayet verilen çeşitli cevapları büyük Atatürk kendisi toparladı ve bir cümle içinde ifade etti:

-“Vatandaşın en büyük hakkı seçim ve en büyük vazifesi de askerliktir.” Bu sözler tebeşirle tahtaya yazıldı. Ondan sonra Atatürk şu soruyu sordu:

-“Milletvekili olmak ister misiniz?” Bu beklenilmeyen sorunun altından bir heyecan havası doğdu. Herkes hararetli hararetli konuşmaya başladı. Genç kızlar büyük Atatürk’ü adeta biran önce bu kararı vermeye sürüklemek istiyorlardı. O da gördüğü ilgiden memnun kalıyordu. Nihayet Atatürk:

-“Dünyada kadınlar seçmek ve seçilmek hakkını kazanmak için çok mücadele etmişlerdir. Biz size hiç mücadele etmeden bu hakkı veremezdik. Fakat bütün Türk tarihi boyunca analarınız bu mücadeleyi yapmışlardır. Siz de onların hakkı olan seçmek ve seçilmek hakkına ereceksiniz. Fakat biraz önce söylediklerimi hatırlamanız gerekir. Milletvekili seçer ve milletvekili olursunuz, fakat aynı zaman da asker de olacaksınız.”

Sınıfı dolduran genç kızlar hep bir ağızdan:

“Oluruz” diye bağrıştılar. Herkes yeni bir devrimin tarihi gününü yaşadığını anlamıştı. Kısa zaman içinde kadınların seçme ve seçilme hakkını kabul eden kanun kabul edildi. Kız okullarına da askerlik dersi kondu.

Kaynak:Münir Hayri Egeli, Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar, Ahmet Halit Yaşaroğlu Kitapçılık, Ankara 1959.s. 57-58