Ayıcı Arif ve Atatürk

Onlarca fotoğrafı var şöyle bir bakıp geçtiğimiz. İşte o fotoğraflardan biri. Yine göze ilk o batıyor. Lord Kinross’un deyimiyle ‘O, büyük başı ve sağlam, çevik bacaklarıyla huzursuz bir kaplana benziyor. Askerce bir deyimle, çeliğe özgü sertlik ve esnekliği kendinde birleştiriyor ve yüksek sinirsel gerilimi ile, her an boşalmaya hazır bir yayı andırıyor.’

Kurtuluş Savaşı’nın en hızlı sürdüğü, sert bir kış ayındayız. Çankaya’da değil, bizzat cephede. Gerçi Çankaya’da olsa bile cepheye hâkim. Nasıl mı?

Şu sağında gördüğünüz, Harp Okulu yıllarından beri O’nu kıskanan albay Ayıcı Arif, fotoğrafın çekildiği günlerin birkaç ay öncesinde, Çankaya’ya O’nun huzuruna geliyor. Şöyle bir asker selâmı çakıp, ardından ‘Efendim’ diye söze başlıyor; ‘bilmem nerede düşman askeri görülmüştür’. O, bir dakika bile düşünmeden ‘Olamaz’ diyor. Hakikâten, huzurundan çıkıp biraz sonra tekrar gelen Ayıcı Arif, ‘görülenin düşman askeri olmadığını’ söylüyor.

Evet tartışmasız büyük komutandı.

Harbi, yanındakilerle değil, yanındakilere rağmen kazanmıştı.

Zaten Ayıcı’nın da şu gördüğünüz fotoğraftan tam 5 yıl sonra, O’nu kurtardığı İzmir’de haince, alçakça bir suikastle vurmak istemesi, daha başka nasıl açıklanabilirdi ki?


Not:Ayıcı Arif fotoğrafta, bize göre sağında Ata’mızın solunda aşağı doğru bakandır.