Atatürk’ün Yerebatan Camii’nde “Yasin Suresi”nin Tercümesini Okutması

Atamın, Yere Batan Camiinde “Yasin Suresi”nin tercümesini okumamı emretmesi üzerine keyfiyet matbuata aksettirilmişti.

Ertesi günü bütün sabah gazeteleri bu haberi şu başlık altında veriyorlardı:

”Hafız Yaşar, bugün Yere Batan Camii’nde Türkçe Kur’ân okuyacaktır.”

Sultan Ahmet Camii’nde büyük Mevlid’ten bir görünüş. Baştan sıra ile: Hafız Yaşar Okur, Hafız Burhan, Beşiktaşlı Hafız Rıza, Muallim Hafız Nuri, Beylerbeyli Hafız Fahri

Bu haber İstanbul’da bomba tesiri yaptı ve taassubu gıcıkladı. Kur’ânın Arapça nâzil olduğu, tek kelimesine dokunulmayacağı gibi fısıltılar kulaktan kulağa dolaşıyordu. Nitekim aynı gün tramvayda da böyle bir konuşmaya şâhit oldum:

“- Nasıl olur, diyorlardı. Kur’ân nasıl Türkçe okunurmuş?”

Halbuki gazeteler haberi yanlış aksettiriyorlardı. Ben Türkçe Kur’ân okumayacaktım. “Yâsin Suresi”ni Arapça okuyacak, Cemil Sait Beyin tercümesini de cemaate nakledecektim.

Cuma günü Yere Batan Camii’ne gittiğim zaman kalabalık camiden taşmış, sokakları sarmış, trafik durmuştu. Halkı yarmaklığıma imkân yoktu. Baş komiserin yardımiyle bin bir müşkülâtla içeriye girebildim. Cami de pencere içlerine kadar doluydu. Bir köşeye etrafı şallarla süslü bir kürsü konulmuştu. Etrafı da gazeteciler ve foto muhabirleriyle çevriliydi.

Hafız Yaşar Okur

Cemaatin arasından kürsüye doğru ilerlemeğe çalışırken dışardan kuvvetli bir korna sesi geldi. Kalabalık “Gazi geliyor” diye dalgalandı.

Halbuki gelenler Maarif Vekili Reşit Galip ve Kılıç Ali Beylerdi. Kürsüye çıktım. Nefesler kesilmişti, bütün gözler bende idi. Arapça “Besmele”yi şerifi çekip arkasından yine Arapça olarak “Yasin Suresi”ni okumaya başladım. Kur’ânı Türkçe okuyacağımı zan edenlerin gözlerindeki hayret ifadesini görüyordum. Sureyi “Sadakallahül’azîm” diye bitirdikten sonra:

“- Vatandaşlar, diye söze başladım. On altıncı sure olan “Yasin”, seksen üçüncü âyettir. Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Şimdi size tercümesini okuyacağım:

“Müşfik ve rahîm Allah’ın ismiyle başlarım. Hakim olan Kur’ân hakkı için kasem ederim ya Muhammed! Sen, tariki müstakime sevkeden bir Resulsün. Kur’ân sana aziz ve rahim olan Tanrı tarafından nâzil olmuştur.”

Kadir Gecesi Ayasofya Camii’nde ilk defa radyo ile verilen Mevlid’ten bir sahne,. Hafız Büyük Zeki, Sadettin Kaynak, Beylerbeyli Fahri, Sultan Selimli Rıza, Muallim Nuri, Hafız Yaşar Okur(Şef)

Sureye böylece devam ederek seksen üçüncü âyetin sonunu da şöyle okudum:

“Her şeyin hükümdar ve hâkim-i mutlakı olan Tanrı’ya hamdolsun. Hepiniz ona rücû’ edeceksiniz.”

“Yasin” sûresi böylece hitama erdikten sonra, Türkçe olarak şu duayı yaptım:

“Ulu Tanrım! Bu okuduğum Yâsini şeriften hâsıl olan sevabı Cenab-ı Muhammed Efendimiz Hazretlerinin ruh-i saadetlerine ulaştır Tanrım! Hak ve adalet üzere hareket edenleri sen pâyidar eyle!

Türkiye Cumhuriyetini ilelebet payidar kıl. Türk milletini sen muhafaza eyle. Şanlı Türk ordusunu ve onun değerli, kahraman, kumandan ve erlerini karada, denizde, havada her veçhile muzaffer kıl Yarabbi! Vatan uğrunda fed-yı can ederek şehit olan asker kardeşlerimizin ruhlarını şad eyle. Vatanımıza kem gözle bakan düşmanlarımızı perişan eyle. Topraklarımıza bol bereket ihsan eyle. Memleketin ve milletin refahına çalışan büyüklerimizin umurlarında muvaffak bilhayr eyle. Âmin.”