Atatürk’ün Türk İslam Tarihi Anlayışı

Atatürk’ün Türk İslam Tarihi Anlayışı

Atatürk’ün İslâm Tarihi alanında önemle vurguladığı konuların başında İslâm tarihine Türk tarihinin etkisi ve Türkler’in İslâm ümmeti içerisindeki yeri gelmektedir. Güçlü Türk milliyetçiliği duygusu ile Türk Tarihi’ni, Türk Milleti’nin kültür ve uygarlığını okuyup öğrenmeyi en önemli uğraşlarından biri yapmıştır. Unutulan ve iyice incelenmemiş olan Türk Tarihi’nin ve uygarlığının gerek İslâm’a geçişten önceki, gerekse sonraki durumunun araştırılmasını ve bilimsel yöntemle ortaya konulmasını istemiştir.

Atatürk’e göre Türk Milleti’nin tarihi ve uygarlığı İslâm dünyası içine girdikten sonra kendi benliğini yitirmiş; yüzyıllar boyunca bayraktarlığını yaptığı İslâm milletleri ve medeniyeti tarihi bünyesinde erimiştir. Meydana getirdiği kültür ve uygarlık eserleri doğrudan kendi varlığına değil, Araplar ve Farslar gibi uluslardan oluşan “İslâm ümmeti”ne mal edilmiş; bunlarda kendisine en ufak bir pay verilmemiştir. Böylece Tarihî ve kültürel varlıkları yitiren Türkler aşağılık duygusuna kapılmıştır. Osmanlılar devrinde tarihçiliğin, Tanzimat’a kadar “Ümmet Tarihi” anlayışına dayanması, dolayısıyla Türkler’in Tarihi’nin İslâm milletlerinin tarihinden ayrı tutulmaması, onunla birleştirilmesi de bunda etkili olmuştur.

Atatürk’e göre Osmanlılar döneminde ve genel İslâm tarihçiliğinde ne İslâm’dan önce Türk Tarihi’ne ne de Müslüman olduktan sonra Türkler’in uygarlık alanındaki başarılarına, hatta İslâm’a yaptıkları büyük hizmetlere yer verilmiştir. Ne yapılmışsa, İslâm ve medeniyeti adına yapılmış sayılmış; Türkler’e ait herşey İslâm Tarihi ve medeniyeti içinde erimiş gitmiştir. Türk asıllı tarihçiler de “milli tarih” anlayışı ile ortaya çıkıp Türk Tarihine sahip çıkamamışlar ve seslerini duyuramamışlardır. Bu durum Tanzimat devrine kadar böyle sürmüştür.

Tanzimat dönemine gelindiğinde tarih anlayışında ve tarih yazıcılığında bir takım değişiklikler olmuştur. Bu değişim tam anlamıyla bir “millî tarih” yazıcılığı anlayışını getiremediyse de bir “devlet tarihi” düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Yani bir “Osmanlı Devleti”, “Osmanlıcılık”, “Osmanlı Türk Devleti” anlayışı gelişti. Müslüman uluslar ve Müslüman olmayan topluluklara bir bakıma eşit haklar verilmesinin ve dünyadaki milliyetçilik hareketlerinin bunda önemli tesiri olmuştur.

Tanzimat devrinde ve sonrasında, işte bu “devlet tarihçiliği” ve “Osmanlılık anlayışı” çerçevesinde, milli tarih şuuru oluşmuş ve benimsenmiş; İslâm Tarihi de Türk Tarihi de okulların müfredatında yer almıştır.

XIX. yüzyılda ulusçuluk akımlarının güçlü bir şekilde ortaya çıkması ve XX. yüzyılda Osmanlı’yı oluşturan ulusların ayrı ayrı devletler kurmasına, “millî tarih” anlayışına sahip “Türk aydınları”nın milliyetçilik bilimiyle Türk tarihini incelemeye yönelmesine kadar, Türk Tarihi ve Türkler’in islâm ve Osmanlı tarihlerindeki yeri gerçekçi bir yaklaşımla ele alınmamıştır. Üstelik, yüzyıllar boyunca İslâm’a hizmet edip bayrakdarlığını yapmaları, İslâm’ın dinamiklerinden birini temsil etmeleri sebebiyle, Türkler ve Türk tarihi Hristiyan dünyanın saldırısına uğramış, sürekli olarak kötülenmiş ve aşağılanmıştır. Din taassubu, kin ve intikam duygularıyla ve bunda gizlenen siyasi amaçlarla kalem kullanan Hristiyan yazarlar Türk İslâm Tarihine çok çirkin iftiralarda ve en ağır suçlamalarda bulunmaktan kaçınmamışlardır.

Bütün bunları bilen ve olumsuz sonuçlarını gören birisi olarak Mustafa Kemal Atatürk, Türk Tarihi’ne özel olarak eğilinmesini ve Türk Milleti’nin gerçek tarihinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasını istemiştir. Böylece Türk Gençliği, geçmişinin parlaklığı şuuru ile bugününe bakarak, dünya uygarlık tarihindeki yerini görecek, herkesin önünde alnı dik olarak yürüyecek ve geleceğe daha iyi hazırlanıp güvenle bakabilecektir. Atatürk bu konudaki düşüncesini şöyle ifade etmiştir:

“Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçdur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

“Şimdiye kadar memleketimizde neşrolunan tarih kitaplarının çoğunda ve onlara mehaz olan Fransızca tarih kitaplarında Türkler’in dünya tarihindeki rolleri şuurlu veya şuursuz olarak küçültülmüştür. Türkler’in ecdat hakkında böyle yanlış malûmat alması, Türklüğün kendini tanımasında, benliğini inkişaf etmesinde zararlı olmuştur”(1)

Türkler’i bütün dünyaya geri bir millet olarak tanıtma görüşü bizim de içimize girmiştir. Dörtyüz çadırlık bedevi bir kabileden bir imparatorluk ve millet tarihini başlatmak suretiyle imparatorluk zamanında Türkler’in görüşü de bu merkezdeydi. Evvela millete, asil bir soya mensup olduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz. Büyük işleri ancak büyük milletler yapar. Eğer bir millet büyükse kendisini tanıtmakla daha büyük olur.”

Atatürk Türk Tarihi hakkında düşündüklerini kavramsal ve kurumsal düzeylerde hayata geçirmeyi başarmıştır. Büyük bir istek ve gayretle bizzat “Büyük Nutku” yazması, Türk Tarihini ve Türk İslâm tarihini yazmak ve bilimsel metotlarla açığa çıkarmak üzere Türk Tarihi Tetkik Encümenini kurması, özel bir Türk ocakları “Türk Tarihi Tetkik Heyeti” teşkil ettirmesi (1931), “Türk Tarihinin Ana Hatları” (1930,.606 sayfa), “Türkler’in Medeniyete Hizmetleri” isimlerindeki eserlerin yazdırılması; Ortaokul ve Liselerde “Tarih” adlı ders konularak Türk Tarihinin okutulması “Türk Tarih Tezi”nin kabul edilmesi, 1932’den itibaren Türk Tarih Kongreleri ve Türk Ocakları Kurultayları düzenlenmesi, Türk Tarihi ve Türk İslâm medeniyetiyle ilgili kitapların tercüme ettirilmesi Türkiyat Enstitülerinin kurdurulması vb. bu düşüncenin hayata geçirilişinin somut örneklerini oluşturmaktadır.

“Türk çocuklarında kabiliyet, her milletten üstündür. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, büsbütün Türk çocukları kendileri için lazım gelen atılım kaynağını o tarihte bulacaklardır”(2).

Kaynakça

1 Hakkı Dursun Yıldız, Atatürk ve Türk Tarihi, s. 732-734; S. Hizmetli, a.g.m., s. 19.

2 “Atatürkçülük” (Birinci Kitap) Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, s. 358.

PROF. DR. SABRİ HİZMETLİ

Bir cevap yazın