Atatürk’ün Sofya’dan Arkadaşının, 1933’de Cumhuriyet Gazetesi’ne Yolladığı Mektup

Mustafa Kemal ile 20 sene evvel bir mülâkat:

«O zamanlar onun bir nazır veya kumandan olacağını tahmin etmiştim. Meğer ne dar bir muhayyelem varmış!»Sofya’dan Albert Graziani imzası ile Cumhuriyet Gazetesi’ne 1933 yılında gönderilen bir mektup:

Genç Türk Cumhuriyeti’nin onuncu yıl dönümü münasebeti ile haklarında en derin tazim hisleri beslediğim Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’nin Sofya’da kısa bir müddet ikametleri zamanına ait eski bir hatırayı yad etmek için şu satırları yazıyorum. O zamanlar Sofya’da askeri ataşe olarak bulunan Mustafa Kemal, vatandaşlarını ve dostlarından İsmail Bey’le refikası Süzbeyde Hanım’ı görmek için Djeressi ismindeki Musevi ailesi nezdine sık sık gelirdi.

İsmail Bey o zamanlar Bulgar parlamentosunda Gümülcüne mebusu idi. Bir gün dostları kendisini Sofya civarında Sofya – Kniajevo – Vladaya taraflarında bir otomobil gezintisine davet etmişler, Mustafa Kemal de bermutat bu aile nezdine gelmişti. Tesadüfen ben de orada idim ve Mustafa Kemal tarafından tenezzühe iştirake davet edildim. Gideceğimiz yere varınca, ataşemiliter ile ben Lulin dağının tepesine doğru yürüyerek yolumuza devam ettik. Biraz dinlenmek üzere oturduğumuz esnada aramızda çok ateşli bir muhavere başlamıştı. Münakaşamızın mevzuu eski Türkiye idi. Ataşe, memleketinin o zamanlar içinde bulunduğu fena şeraitlerden, manevi ve içtimai vaziyetinden mütevellit sonsuz teessür ve heyecanını büyük bir samimiyetle anlatmakta, bütün bunlardan sultan idaresini mes’ul tutmakta idi. O gün bana daima hatırımda olan şu sözleri söylemişti:

-”Türk milletinin fevkalade meziyetleri vardır. Fakat ne yazık ki onu karanlık ve cehalet içinde bırakıyorlar. Millet pratik bir şekilde modern maarife susamıştır. Rejim, iktisadi hayatın hiçbir cephesinde millet ve devletin faaliyet göstermesine müsaade etmiyor.

Halbuki, Türkiye’nin nefes alması, ilerleyebilmesi ve mazharı hürmet olması için her şeyden evvel Türk milletinin maneviyatını yükseltmek ve onu taassuptan kurtararak faal bir kudret iktisap etmesine çalışmak lazımdır.

Millet cahil dervişlerin ellerinden tahlis olunmalı ve bunların yerine iyi tahsil görmüş laik profesörler getirilerek işin başına geçirilmelidir. Hulasa milletin daha pek çok şeylere ve büyük inkılaplara ihtiyacı vardır!”

Yarı Türkçe ve yarı Almanca olarak aramızda cereyan eden bu muhavereyi Mustafa Kemal Bey, ”beni anladınız değil mi dost Graziani?” sözleriyle bitirdi.

Ey Türkler! Bugün Büyük Reisiniz olan, Sofya’daki Türk ataşemiliterinin zihnini bundan 20 sene evvel galeyana getiren düşünceler işte bunlardır. Şimdi, bu eski hatıraları mazinin derinlikleri içinden çıkarıyor ve Mustafa Kemal Bey’i büyük, muhteşem haliyle, keskin ve nüfuzlu bakışları ve hitabetteki kudreti belagati ve yüksek ikna kuvveti ile gözümün önüne getiriyorum. Hala hatırımdadır. Sözlerinin bu belâgat ve kudreti altında kendisine cevaben şunları söylemiştim:

Ben o zamanlar, kendisinin bir kumandan veya nazır olacağını tasavvur etmiştim. Tasavvurlarım ne kadar mütevazı bir seviyede kalmış!

Bu muhavereden birkaç ay sonra, dünyanın her tarafında mühim hâdiseler oldu. Harbi Umumi patladı ve dört sene sonra, Almanya ve müttefikleri Avusturya, Bulgaristan ve Türkiye’nin felaketi ile nihayet buldu. Fakat, bir tek asker, Büyük Adam mağlubiyet kabul etmedi.

Bu, Mustafa Kemal’dir. Demir gibi iradesi, payansız kudret ve kabiliyeti, yüksek dehasına istinat ederek mücadeleye bütün şiddeti ile devam etti ve kat’î muzafferiyeti elde etmedikçe durmadı. Muzaffer olan fakat asla yorulmayan bu Büyük Adam ana vatanda sulh ve selameti tesise koyuldu. Askeri ataşeliğinden beri kendisini saran faydalı bütün tahayyüller ve tasavvurlarını kuvveden file isal ederek büyük inkılaplar yaptı ve yeni bir Türkiye yarattı.

Mustafa Kemal! Yalnız yenilemeyen bir asker değil aynı zamanda büyük bir ıslahatçı ve Türk vatanının yegane halâskâr ve mürşididir.

Gazi Mustafa Kemal’in yaptığı büyük eserin vüsat ve şümulünü layıkı ile anlayabilmek için kapitülasyon zincirIeri altında hakir görülen eski Türkiye’yi iyi bilmek ve onu bugünkü Türkiye ile yanyana getirerek mukayese etmek lâzımdır. Büyük ıslahatçının devlet reisliğinin onuncu yıl dönümü münasebetiyle, hâlâ kalbimi titreten o 20 sene evvelki hatıraya temas etmeyi kendime bir vazife bildim. Halâskârın istikbali gösteren bu sözlerini neşretmekle, Türk milletinin Yüce Reisine, Türkiyenin saadet ve refahı ve mustarip beşeriyetin selâmeti namına sıhhatle dolu uzun seneler temenni ediyorum.

ALBERT GRAZİANİ