Atatürk’ün Şoförü Anlatıyor: ‘Rahmetli Sürati Çok Severdi’

‘Demek ölümünden bu yana 29 yıl geçti haaa.. Yıllar ne çabuk akıp gidiyor.. Daha dün berabermişiz gibi hep gözümün önünde. Ne yalan söyleyeyim, Atatürk’ün öldüğüne hâlâ inanasım gelmiyor…’ diye söze başladı Remzi Öztuş… İstanbul şoförlerinin baba diye tanıdığı Remzi Öztuş Atatürk’ün 15 yıl özel şoförlüğünü yapmış. 45 yıldır şoförlük yapan ve bugün 65 yaşında olan Remzi baba, Cumhuriyet’in ilanından sonra Atatürk’ün şoförü olmuş ve Ata’nın ölümüne kadar bu görevi sürdürmüş. 15 yıl Edirne’den Ardahan’a, Samsun’dan Hatay’a kadar Türkiye’yi dolaşmışlar birlikte.

KÖKŞK’ÜN ŞOFÖRÜ OLDUM

Atatürk’ün şoförü oluşunun hikayesini şöyle anlattı bize Remzi Öztuş:

‘Cumhuriyet ilan edilmişti. O zaman ben Ankara Merkez Kumandanlığı’nda askerdim. Köşk’ten 4 şoför, 4 sofracı ve iki de berber istemişler. Ben de istenilen 4 şoför ile birlikte Köşk’e gittim. O zaman Atatürk’ün şoförlüğünü yapan Mehmet Çavuş’un yanında muavin olarak çalışmaya başladım. Mehmet Çavuş Atatürk’ün Samsun’a çıkışından beri şoförlüğünü yapan bir arkadaştı. Sonra kendisi istifa etti ve yerini ben aldım. O günden sonra tam 15 yıl şoförlüğünü yaptım. Allah rahmet eylesin taa ölünceye kadar beraberdik..’

Atatürk’ün şoförü oluşunun hikayesini Remzi Öztuş anlatırken.

SÜRATİ SEVERDİ

Remzi Öztuş Atatürk ile ilgili anılarına şöyle devam etti:

‘Hemen hergün kendisini dolaştırırdım. Yorulmak nedir bilmezdi. Gideceği yere çabuk varmak istediği için bana süratli git derdi. Rahmetli sürati çok severdi…’

ELLERİ ÇOK GÜZELDİ

Remzi baba sözlerine şöyle devam etti:

‘Atatürk gibi bir insan görmedim. Çok yakışıklı bir adamdı. Gözleri, kaşları, saçları ayrı ayrı güzellikteydi. Hiç kimse iki saniyeden fazla gözüne bakamazdı Ata’nın… İnsanı ipnotizma ederdi bakışlarıyla âdeta. Hele ellerinin güzelliğini anlatamam… İnce uzun parmakları, bembeyaz teni vardı. Avuçlarının içi pembe pembe idi. En güzel kadın eliyle bile mukayese etmek imkânsızdı. Ne giyse yakışırdı. Temiz ve sade giyinirdi.’

ASKERİ VE GÜREŞLERİ ÇOK SEVERDİ

‘Atatürk askeri ve güreşleri çok severdi. Arabayla geçerken nerede bir asker görse ‘aslana bak aslana, Mehmetçiğe bakın’ diye ayağa kalkar ve sevinçten gözleri yaşarırdı. Çok severdi çok. Atatürk bir de güreşlere çok düşkündü. Hiç bir güreşi kaçırmazdı..’

HALKIN ARASINDA BULUNMAKTAN ZEVK ALIRDI

Remzi baba Atatürk’e ait bitmek tükenmez anılarla doluydu ve konuşmasına şöyle devam ediyordu:

‘Atatürk halkın arasında bulunmaktan, halkla konuşmaktan son derece zevk alırdı. Beraber Saraçhane’deki kahvelerin önünden geçerken bana döner ‘Remzi şimdi şu kahveye girsem ve bir tavla oynasam ne iyi olur. Ama rahat vermezler ki. Bir manavdan pazarlık ederek meyve almaya hasretim’ derdi. Onun için halk herşeyin üstündeydi..’

Atatürk ve şoförü Remzi Öztuş

ONUN İÇİN İMKANSIZ ŞEY YOKTU

‘1934 yılının ocak ayında bir gece köşkte yemek yiyorlardı. Yanında Milletvekilleri ve Bakanlar vardı. Müthiş bir kış Ankara’nın diğer illerle temasını kesmişti. Yerde bir metreden fazla kar vardı ve yollar kapalıydı. Bir ara o zamanın Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, ‘Paşam bu havada Ankara’nın dışına çıkmak imkansız’ demiş.. Paşa bunun üzerine sofrada bulunanlara ‘hemen eve gidip yanınıza birer haftalık çamaşır alın seyahate çıkıyoruz’ dedi. Saat gece yarısını geçiyordu. Yaver bana arabaları hazırlamamı söyledi. Ben kendisini Köşk’ün kapısında bekliyordum. Hiç kimse nereye gideceğimizi bilmiyordu. Vekiller ve Milletvekillleri de benden soruyorlardı. Biraz sonra Paşa kapıda göründü. Arabaya binerken kulağıma eğilip ‘Konya’ya götür’ dedi. Konya yolunu bildiğim için korkmaya başladım. Fakat ’emredersiniz Paşam’ dedim. Önde biz ve arkada 12 araba hareket ettik. Ben kafamdan planı tasarladım. Konya yolu sapağına gelince yolu şaşırdım diyerek başka istikamete götürecektim. Çünkü Konya’ya girmenin imkanı yoktu. Neyse Konya yolunun sapağına geldik. Her taraf karla örtülüydü. Yol belli olmuyordu. ‘Paşam yolu şaşırdım’ dedim. Derhal haritayı eline aldı ve biraz inceledikten sonra ‘haklısın biz Kayseri yolu üzerindeyiz, peki çek Kayseri’ye gidelim’ dedi. 9 saat sonra Kayseri’ye vardık. Birkaç gün orada kaldıktan sonra Ankara’ya döndük. Atatürk bu hareketiyle Dahiliye Vekilinin iddiasına cevap vermiş oldu.’

HER ŞEYİ ERBABINA BIRAKIRDI

Remzi baba makam otomobili konusunda da şunları söyledi:

‘O zaman İş Bankası kendisine bir Cadillac hediye etmişti. Bir de Hükümet Amerika’da özel bir Lincolin yaptırdı. Hükümet Lincolin’e binmesini istiyordu. İş Bankası da Cadillac’a. Bir gün beni çağırdı ve ‘bizim iki arabamız var, şimdi hangisine bineceğiz’ diye sordu. ‘Bana sorarsanız Cadillac daha iyi Paşam’ dedim. ‘Peki öyleyse‘ dedi ve o günden sonra Cadillac’a bindik… Lincolin ise her tarafı çelikti ve camları dört parmak kalınlığında idi. Kendisine suikast yapılmaması için bu otomobil alınmıştı.’

SON GÜNLERİ

Remzi baba son olarak şunları söyledi:

‘Yatağa düştükten sonra kendisini pek göremedim. Ümit kesildiği günler birkaç defa ziyaretine gittim. Ölümünden sonra, arabaları trene koyup Ankara’ya götürdük ve teslim ettim. 3 ay sonra da Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nden ayrıldım.’


Kaynak:Akşam Gazetesi, 1967

Bir Cevap Yazın