Atatürk’ün Savarona Yatı’nda İlk Günü. (1 Haziran 1938)

Nuri Ulusu anlatıyor:

1938 yılının Haziranın 1. günü Atatürk çok keyifsizdi, hatta o gün yatağından sabah hiç kalkmamıştı. Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatak odasına girdim, bir ara yan pencereden Sarayburnu önlerinden geminin baston başını gördüm ve Savarona olduğunu hemen anlayarak “Paşam Savarona geliyor” diye heyecanla söyledim. 

Dört gözle beklediği bu geminin gelmesine pek sevindi, yanına çağırdı, yataktan kalkmasına yardımcı oldum, pencerenin önüne beraberce geldik. Birdenbire o keyifsiz hali gitmiş, tam tersine gözleri de gülmeye başlamıştı. Atamızın gemisi Savarona gelmişti. 
Bir müddet geminin gelin gibi süzülerek Dolmabahçe’ye doğru gelmesini beraberce seyrettik. Adeta ikimizin de nefesi tutulmuştu. Gemi Dolmabahçe önüne geldi, yavaşça yanaştı. Atatürk bana dönerek “Hazırlanın, hadi hep beraber gemiye gideceğiz” dedi. Hazırlandık ve gemiye gittik. Yani 1 Haziran 1938 tarihinde Atatürk ilk defa Savarona’ya ayağını atmışlardı. 
Gemiyi baştan başa gezen Atatürk’e gemi hakkında tüm bilgiler, yetkililerce tek tek anlatıldı. Sorularına cevaplar verildi. Atamız çok mutluydu, tabii onun mutluluğu bizi de, hepimizi de çok mutlu etmişti, ama o bir ara şöyle bir durdu ve de “çocuğun oyuncağını bekler gibi bu gemiyi beklemiştim. İşte geldi, bindim. Şimdi mezarım mı olacak bu tekne benim?” dedi. Hepimiz taş gibi kesilmiştik, hemen lafı çevirdi ve “Yahu be tekneyi çok sevdim, çok” diye tamamladı. 
Bu bakımdan biz de Savarona’yı çok ama çok sevdik. Savarona’ya yerleştiğimiz günlerden bir gün beni çağırdı ve “Nuri oğlum, son okuduğum kitapları getirdin mi? Hepsini kamarama muntazam koy, herhalde pek dışarı çıkamayacağım için bol bol okuma fırsatım olacak sonra galiba Şükrü Kaya Bey de gelecek burada kalabilir; o da okumayı çok sever, tamam mı?” diye talimatını verince hemen cevabımı veriverdim “Efendim, son okuduğunuz tüm kitapların hepsini Ankara’dan getirdim, hepsi hazır” deyince, “Aferin cucuk, aferin” diye cevapladı. Yattaki özel kamarası çok güzeldi, iki taraftan da denizi gören odada kendine özel bir çalışma masası ve kitapları koyacağımız birkaç tane de dolabımız vardı. Ayrıca diğer birkaç kamarada da kitaplarını koyacak dolaplarımızda mevcuttu, çünkü o kitapsız olamaz ve okumadan da yapamazdı. 
Nitekim ferdası gün Şükrü Kaya Bey geldi. Şükrü Kaya Bey’i hakikaten çok severdi. Gelir gelmez kamarasına aldık, orada ağırladı. Şükrü Kaya Bey, kamaraya hayran hayran baktı ve “Paşam çok zevkli, Allah size sağlıkla uzun gezmeler versin” deyince hazin bir gülüşle “İnşallah inşallah” dedi, ama öyle bir ümitsizlikle söylemişti ki, kamarada biran bir sessizlik oldu. Bunu hemen sezinledi ve bana dönerek “Nuri oğlum, Şükrü Bey’i kamarasına götür oda okumayı çok sever ona kitapları göster, tamam mı?” diye havayı hemen yumuşattı. 
Şükrü Kaya Bey’i kamarasına götürürken kendi kendine ve çok yavaş bir sesle “Allahım sen onu koru, ona uzun ömürler ver ve onu başımızdan eksik etme” diye mırıldandığını duydum. Gözlerim doldu, ağlamamak için kendimi zor tuttuğumu çok iyi hatırlıyorum. 
Savarona’nın gelişiyle birlikte Savarona’daki ilk günleri biraz iyileşir gibi oluyor, benden artık kitap yerine plak istiyordu. Çünkü artık kitap okuyacak mecali pek kalmamıştı. Sevdiği plakları getiriyor, çalıyordum. Zaman zaman dalıyor gidiyor, sonra tekrar gözlerini açıyordu. Bir gün yine plak dinlerken “Nuri oğlum, galiba yolun sonu geldi, bana çok iyi hizmet ettin, Allah hepinizden, senden razı olsun. Hepiniz iyi çocuklarsınız, güzel günlerimiz geçti, Allah hepinize sağlık versin” deyince ne yapacağımı şaşırdım, hemen gidip ellerine sarıldım, hem öpüyor, hem ağlıyordum. Ellerini bırakınca elini ağzına götürdü sus işareti yaptı ve daldı gitti, aman Allahım, o ne feci dakikalardı. İşte o an ben de kötü sona inanmaya iyice başlamıştım. Atamız bir mum gibi eriyordu. Bizse sadece aciz aciz bakıyor ve seyrediyorduk. 

Kaynak:Atatürk’ün Yanı Başında, Nuri Ulusu, Derleyen Mustafa Kemal Ulusu, Doğan Kitap, 4. Baskı 2008