Atatürk’ün Özellikleri, Örnek Alınması Gereken Bazı Davranışları

Eğlenceli toplantıları sever, halkın bulunduğu toplantılardan hoşlanırdı. Bununla beraber Cumhuriyet balolarında veya yabancıların bulunduğu diğer müzikli toplantılarda havanın bozulmamasına önem verirdi. Devamlı etrafı izler, alkol tesiri ile ciddi olmayan hareketler yapmaya başlayanları görür, münasip şekilde ikaz ettirir ve buna rağmen o kişide düzelme sezmezse, etrafa belli etmeden toplantıdan çıkarttırırdı.

Türk müziğinden hoşlanırdı, eğlenceli toplantılarda Rumeli şarkılarını dinlemeyi severdi. Değerli ses sanatkârlarını zaman zaman sofrasına çağırır, onları dinler, bazen şarkılara kendisi de katılırdı. Ancak gençlere batı müziği kültürünün verilmesini istiyordu. Radyo müzik programlarında, klasik batı müziğine ayrılan saatlerin, Türk müziğine ayrılan saatlerden daha fazla olmasını ister, zaman zaman kontrol ederdi. “Bizler alaturka müziğe alışmışız, ancak yeni nesil için bu böyle olmamalıdır” derdi.

Öğrenciliği süresinde dans etmeyi öğrenmiş, sonradan Sofya’da Ataşemiliter iken değişik davetlerde dans etmişti. Ancak Ankara’ya Fransız adabı muaşeret hocasını getirttikten sonra değişik dansları da öğrendi. Balolarda yabancı sefirelerle ve bazı düğünlerde gelinlerle, az da olsa dans ederdi. Türk folklorundan zeybeği sever, çok keyiflendiği bazı toplantılarda zeybek oynardı.

Askeri okulların klasik yemeği kuru fasulyedir, orada alışılan bu yemek ilerde cephelerde de daima karşınıza çıkar. Atatürk mektepten alıştığı kuru fasulyeyi bütün ömrünce diğer yemeklere tercih etti. Bir bekar yemeği olan yağda kızartılmış yumurta ise, onun ikinci büyük tercihi idi. Meze olarak, beyaz peynir, kavun ve leblebi daima sofrada bulunurdu. Rakıdan başka içkiler üzerinde durmazdı. Alkole çok dayanıklı bir bünyesi vardı.

Oyun oynamaya meraklı değildi. Yabancı sefirlerle bazen briç oynardı. Bezik oynamayı bilir fakat oynamazdı. Arkadaşları ile tavla oynamayı severdi. Sevdiği kart oyunu pokerdi. Başlangıçta oyun, usullerinden şaşmadan oynanır, fakat sonunda para harman yapılrdı. Bir gece İngiliz Sefıri Sir Loren ile poker oynuyorduk. Çok ciddi başlayan oyun sonlara doğru yüksek rölanslarla büyüdü. Sefir o zamanki ölçülere göre fazla para kaybetti. Vermeye kalktığında Atatürk “Oyun, işlerden yorulmuş beyni dinlendirmek için faydalı bir eğlencedir, vakit geçirtir. Biz her zaman sonunda parayı harman yaparız ne kazanan ne kaybeden olur” dedi. Gerçekten bu sefır için yapılmış özel bir uygulama değildi.

Bizim zamanımızın askerliğinde ister istemez at binmek öğrenilirdi. At binmek bir spor değil, bir yerden bir yere gidebilmek için zorunluydu. Süvariler kadar olmasa da, piyadeler ve topçular da devamlı at üzerindeydiler. Atatürk, at binmekten bıkmamıştı, sonradan fırsat buldukça at gezintileri yapardı. Demek ki at binmeyi seviyordu. At yarışlarını da izlemekten hoşlanırdı. Güreşleri de severek izlerdi. Asker pehlivanları köşke çağırır güreş tutturturdu.

Bazen iri yapılı arkadaşlarını bu pehlivanlarla güreş tutmaya zorlardı.

Yarışmalı sporlardan kürek yarışlarını izlemeyi severdi.

Atatürk Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra okullardaki spor eğitimine büyük önem verdi. Değişik yabancı ülkelerin okullarında uygulanan spor eğitimi programlarını inceledi. Bize en uygun olabilecekleri seçti ve uygulattı. Yabancı ülkelere, spor eğitimcisi olarak yetişmek üzere, kabiliyetli gençler seçtirerek yollattı. Sporun uluslararası düzeyde en müessir propaganda vasıtası olduğunu daima söylerdi.

Bir kere daha söylemek isterim ki Atatürk’ün üstün vasıfları arasında en önde gelenleri, onun, “Geleceği çok iyi görebilen, zamanlamayı çok iyi yapabilen, milletini iyi tanıyan ve ona çok güvenen, insan sevgisi olan, gerektiğinde halkla kaynaşmayı bilen, vatanperver, batı kafalı ve inkılâpçı bir L İ D E R olmak” özellikleridir.

Türk Devleti tarihten silinmeğe mahkum olmuştu. Atatürk yeni bir devlet yarattı, yeni bir tarih yazdı. Kendisine yardımcı olduk, başarılarına katkıda bulunduk. O olmasaydı, vatanı kurtarmak için son kalan askerimize, son nefesimize kadar dövüşmeye kararlıydık. FAKAT BU TARİH ONSUZ YAZILAMAZDI.


Kazım Özalp