İşte Atatürkün İstanbul’u İlk Ziyaretinin Lezzeti!..

Dahiliye Vekili’nden aldığım bir telefonla ‘Gazi’nin o akşam İstanbul’a gelmek üzere Ankara’dan ayrılacağı ve İstanbul’a varınca Dolmabahçe Sarayı’nda ilk kabul ve takdim merasiminde şehir namına söylenecek ‘Hoş geldiniz!’ nutkunun bir suretini hemen bildirmekliğimi emrediliyordu.

‘Gazi; buna göre cevap verecekmiş!’

Daha birkaç gün vaktim olacağını sandığım için, bu emir karşısında gafil yakalanmıştım. Hazırlıklı olmadığımdan biraz mühlet rica ettim. En çok bir saat kadar müsaade edildi ve politikaya asla temas edilmemesi de ayrıca tebliğ olundu. Atatürk gibi bir devlet reisine, İstanbul’u ilk ziyaretinde ev sahibi sıfatiyle hitap edebilmek için bir saatlik mühlet ne idi ki?

Üstelik söz mevzuu da tahdit edilmişti: Politikadan hiç bahsedilmeyecek! Umumî ve mutlak bir ifade ile çizilen bu hududun çerçevesi ve şümulü hakkında nasıl bir ölçü bulacak ve ne vakit karar verip yazacaktım. Halbuki ben kendisini esaretten ve zilletten kurtaranına karşı İstanbul’un coşkun hissiyatına ve heyecanına iyi ve mümkün mertebe kuvvetli bir ifade ile tercüman olmak vazifesiyle mükelleftim ve bunu yapmaya özeniyordum.

Bütün ömrümde başkasının yazısını ve fikrini benimsiyecek kadar da kendimi inkâr etmemiştim. Orijinalitesi olmayan resmi ve kısa bir nutuk karaladım. Mühleti içinde Ankara’ya telefonla dikte ettirdim ve kendilerini karşılamak üzere bir heyet halinde İzmit’e gittik. Seyahat; Derince’den itibaren denizden ve Ertuğrul yatı ile devam edecekti. İstanbul’da denizde ve karada, yapılan o coşkun, o görülmemiş karşılama malümdur.

Dolmabahçe Sarayı’na çıkar çıkmaz büyük merasim kapısının arkasındaki salonda, ‘Gazi Mustafa Kemal’ İstanbul’un her sınıf halkına mensup bütün mümessillerini kabul etti ve İstanbul şehri namına arz ettiğim ‘Hoş geldiniz!’ nutkuna verdiği o muhteşem ve tarihî cevapla İstanbul tarihine altından yeni bir şeref levhası ilâve etmiş oldu.

O gece tertip edilen fener alayını da Beşiktaş caddesi üzerindeki camlı köşkten seyrettiler. Ertesi günü çıkan gazetelerde İstikbal merasiminin bütün tafsilâtı yazılıdır.

Seyahatin ikinci safhası da işte böyle geçti. Kabul töreninden sonra hususi dairelerine çekilmek üzere ilerlediler.

O hengamenin verdiği heyecanla teşrifatçılar ve yol göstericiler dikkat ve teyakkuzlarını kaybederek şaşkına döndüklerinden yol gösteren olmadı. Bu vaziyet karşısında bir an tereddütle durarak bana hitaben:

‘Muhittin Bey! Nereden gideceğim,’ diye keskin ve yüksek bir sesle sordu.

Biraz evvel söylediğim gibi istikbal için acele İzmit’e gittiğimden sarayın içindeki işlerle meşgul olmaya vakit ve imkân bulamamış, lüzum da görmemiştim.

Sarayın taksimatını da henüz bilmiyordum. Orada meşgul olan saraylar müdürü ile şehremaneti muavini bu işi tanzim etmeliydiler. Her ne ise yol gösterildi. Fakat ben bu sualin edası karşısında bocalayarak kabahati benimsedim ve son dakikada bu küçük aksaklığın tesiri ile istikbal merasiminin ‘Gazi’yi tatmin etmemiş olduğu yolunda bir zehaba kapıldım.

Bundan şehir namına çok üzülmüştüm. Refakatlerinde bulunan verip yazacaktım. Halbuki ben kendisini esaretten ve zilletten kurtaranına karşı İstanbul’un coşkun hissiyatına ve heyecanına iyi ve mümkün mertebe kuvvetli bir ifade ile tercüman olmak vazifesiyle mükelleftim ve bunu yapmaya özeniyordum.

Bundan şehir namına çok üzülmüştüm. Refakatlerinde bulunan yakınlarından bir zata bu zaafımı ve teessürümü nasılsa söylemiş bulundum. 

Hemen yetiştirmişler. O gece sofrada bir aralık bu bahse temas etmek nezaketini ve dikkatini gösteren Gazi Mustafa Kemal; 

 -“Böyle bir söz söylemişsin, canım bunu da nereden çıkardın. Öyle bir şey asla varit değildir. Karşılamanın her safhasında fevkalade mütehassisim. Gerek İstanbul halkının hakkımda gösterdiği saimimi alâka ve tezahürattan ve gerek programın tertip ve tatbik tarzından her vechile memnun ve müteşekkirim,” diye iltifatta bulundular.

Hakikaten ilk gününden itibaren İstanbul halkının hiçbir vesile fırsatı kaçırmayarak sonuna kadar göstermekten asla geri katmadığı kuvvetli ve ciddi sevgi ve saygı ‘O’nun ruhunda derin izler bırakmış ve hiçbir fark gözetmeksizin bütün İstanbul halkın hususi ve sağlam bir muhabbetle bağlanmıştı.

Bundan hissettiği bahtiyarlığı aradan birkaç yıl geçtikten sonra da başka bir vesile ile Beylerbeyi sarayında bir yemek sofrasında bana bizzat tekrar ve teyit buyurmuşlardı. 

İstanbul’a gelişinin ya bu ilk veya ertesi gecesi İstanbul halkını selâmlamak yolunda irat etmiş oldukları nutkun en ziyade dikkati çeken noktası hakkında sofradaki misafirlerinin fikirlerini yokladı.

Herkes kendi düşünüşünü açıkladıktan sonra aradığını bulamayanlara mahsus bir eda ile nutukta şu fıkrayı işaret etti: 

“İstanbul’un bedii güzellikleri, İstanbul halkının samimî nüvazişleri içinde geçireceğim günlerin bende yeniden unutulmaz hatıralar bırakacağına, feyizler, ilhamlar yaratacağına şüphem yoktur.”

Bununla yeni harfleri, dil ve tarih üzerindeki mesaisini kastediyorlarmış. Hakikaten bütün bunlar, burada başlamış ve başarılmıştır.

İşte Atatürkün İstanbul’u ilk ziyaretinin lezzeti!.. 

Muhittin ÜSTÜNDAĞ

Bir cevap yazın