Atatürk’ün İlk Öğrenimi

Okul dönemine kadar olan yaşantısı çok olağan geçen küçük Mustafa, okul çağına gelince öğrenime başlar (1886-1887). Ancak, okul konusu, anne Zübeyde ile baba Ali Rıza arasında önemli bir sorun yaratacaktır. 
 
Zübeyde Hanım, küçük Mustafa’nın iyi bir din eğitimi alarak, din adamları sınıfına katılmasını istiyordu. Bu sebeple oğlunun çoğu bilgisiz ve dar görüşlü hocalarca yönetilen mahalle mektebine gitmesini arzu etmektedir. Buna karşılık, Ali Rıza Efendi ise Mustafa’nın çağdaş bir eğitim görmesini, aydın ve ileri görüşlü bir insan olmasını istiyordu. Oğlunu, o çevrede yeni açılan ve Batılı yöntemlerle eğitim yapan Şemsi Efendi Okuluna göndermeyi amaçlar. 
 
Bu iki karşı istek, sonunda Ali Rıza Efendi’nin pratik bir buluşu ile olumlu olarak sonuçlanacak, küçük Mustafa, önce annesinin istediği eski mahalle mektebine törenle başlatılacak, ancak bir süre sonra buradan alınarak Batılı anlayışla eğitim yapan Şemsi Efendi Okuluna gönderilecektir. Bu yolla hem Zübeyde Hanım’ın hem de Ali Rıza Efendi’nin istekleri yerine gelecek, ama her şeyden önce küçük Mustafa, yaşamının ilk önemli dönüm noktasına ulaşmış bulunacaktır. 
 
Atatürk çocukluğuna ve ilk Öğrenime ait anılarını ilk kez Aralık 1921 sonlarında Ankara’da kendisiyle bir konuşma yapmış olan Vakit Gazetesi Başyazarı Ahmet Emin Yalman’a çok içtenlikle şöyle anlatmıştır: 
 
“Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, okula gitmek meselesine aittir. Bundan dolayı annemle babam arasında şiddetli bir çatışma vardı. Annem, ilahilerle mektebe başlamamı ve mahalle mektebine gitmemi istiyordu. Babam, o zaman yeni açılan, Şemsi Efendi Okuluna gitmeme ve yeni yöntemlerle okumama taraftardı. Nihayet, babam işi ustaca çözdü. İlk önce bilinen törenle mahalle mektebine başladım. Böylece annemin gönlü yapılmış oldu. Bir kaç gün sonra da mahalle mektebinden çıktım; Şemsi Efendi Okuluna yazıldım. Az zaman sonra babam vefat etti…” 
 
Şemsi Efendi Okulunda öğrenime başlaması Mustafa için iyi bir şans olmuştur. Çünkü okulda çok yetenekli öğretmenler vardır. Bu öğretmenler yüzünden Mustafa, okulu ve derslerini sevmiş, başarılı bir öğrenci olmuştur. Dahası, ne olursa olsun Mustafa, okumaya ve iyi bir eğitim yapmaya bu okulda karar vermiştir. Okula başlayış yılının tarihi tam belli değilse de, bunu 1886 veya 1887 olarak almak mümkündür. Mustafa, bu okulda iken babası Ali Rıza Efendi öldü. 
 
Babasının ölümü, hem Mustafa ve hem de ailesi için sıkıntılı ve üzücü bir dönemin başlangıcı olur. Önce aile, Ali Rıza Efendi’nin kaybı ile büyük sorunlarla karşı karşıya kalır. Arkasından da Mustafa, çok sevdiği okulundan uzaklaşır. 
 
Ali Rıza Efendi ölünce aile, geçim sıkıntısına düşer. Bunun üzerine Zübeyde Hanım, yanına üç çocuğunu alarak annesinin üvey kardeşi Hüseyin Ağa’nın yanına sığınır. Hüseyin Ağa, Selânik yakınında Langaza’da Rapla Çiftliği’nde kâhyalık yapmaktadır. Mustafa, o zamanki anılarından bahsederken, şu sözleri söyleyecektir:  
 
“Babam vefat etti. Annemle beraber dayımın yanına yerleştim. Dayım köy hayatı yaşıyordu. Ben de bu hayata karıştım. Bana vazifeler veriyordu. Ben de bunları yapıyordum. Başlıca vazifem tarla bekçiliğiydi. Kardeşimle beraber bakla tarlasının ortasında bir kulübede oturduğumuzu ve kargaları kovmaya uğraştığımızı hiç unutamam. Çiftlik hayatının diğer işlerine de karışıyordum. Biraz zaman geçince, annem okuldan uzak kaldığım için kaygılanmaya başladı. Nihayet Selânik’te bulunan teyzemin evine gitmeme ve okula devam etmeme karar verildi.” 
 
Mustafa için gelecek yolu da böylece yeniden açılmış oldu. Mustafa, 1892 yılında Selânik’te Mülkiye Rüşdiyesi’ne (sivil ortaokul) yazılır. Ancak, bu okuldaki öğrenciliği uzun sürmeyecektir. Bir gün, bir arkadaşı ile şakalaşırken, Kaymak Hafız adlı bir öğretmenin onu hırpalamaya kadar giden kötü davranışı ile karşılaşacak ve onuruna çok düşkün olan Mustafa, bir daha bu okula gitmeyecektir. 
 
Mustafa, okul dönemi sonuna kadar boşta kalacak, sonra hayatında bir başka dönüm noktasına ulaşacaktır. Mustafa’nın hayatındaki ikinci dönüm noktasını gene bir okul, ancak bu defa bir askerî okul oluşturacaktır. Selânik Askerî Rüşdiyesi (Selânik Askerî Ortaokulu) adı ile anılan bu okulda Mustafa, geleceğini belirleyerek, (annesinin bütün karşı çıkmalarına rağmen) asker olmaya karar verir. Bu konu ile ilgili anısını şöyle anlatmaktadır: 
 
“Komşumuzda Binbaşı Kadri Bey adında bir kişi oturuyordu. Oğlu Ahmet, Askerî Rüşdiye’ye gidiyordu ve askerî okul elbiseleri giyiyordu. Onu gördükçe ben de böyle elbise giymeye hevesleniyordum. Sonra sokaklarda subaylar görüyordum. Onların derecesine ulaşmak için takip edilmesi gereken yolun, Askerî Rüşdiye’ye girmek olduğunu anlıyordum. O sırada annem Selânik’e gelmişti. Askerî Rüşdiye’ye girmek istediğimi söyledim. Annem askerlikten pek korkuyordu. Asker olmama şiddetle karşı çıktı, imtihana giriş zamanı gelince, ona sezdirmeden kendi kendime Askerî Rüşdiye’ye giderek imtihan verdim. Böylece, anneme karşı bir oldu bitti yaptım (1893).” 
 
Artık Zübeyde Hanım kadere rıza göstermeye zorunlu olduğunu, bu kuvvetli iradeye karşı gelemeyeceğini pekâlâ anlamıştır. Fakat, Mustafa ile okulun iftihar ettiğini duyduğu zaman da sevinmekten kendini alamıyordu. 
 

Bir Cevap Yazın