‘Atatürk’ün En Sevdiği Marşı Ben Yazdım’

10 Ocak 1912. Günlerden perşembe idi.. Nuruosmaniye’deki evimde, öğleden sonra istirahate çekilmiştim. O sırada, dışarıda bir gürültüdür koptu. Pencereden uzandım, bir de ne göreyim: Genci, yaşlısı, ellerindeki sopaları sallayarak feryat figan Babıâli yokuşunu iniyorlar. 

Serde gençlik var, hiç durulur mu? Hemen giyindim. Bende dışarı fırladım. Kalabalığın arasında şimdiki Vilayet binasına kadar geldim. Adamların ne istediklerini anlamak için aralarına girmeye çalıştığım sırada, bir el omuzumdan tutarak beni kenara çekti. 

Baktım, Kazım Nami Duru Bey; kendisi ile “Çocuk Bahçesi” dergisinden tanışırdık. Heyecanlı bir sesle bana sordu: 

-“Aman, Ali Ulvi Bey burada ne işiniz var sizin? Şöyle bir kenara çekilin, durum karışık…”

Kenara çekilip, Kazım Nami Bey’in yanına durdum. O sırada, gözüm yanımdaki zabite ilişti. Göz göze geldiğimiz sırada, Kâzım Bey onu bana tanıştırdı. 

-“Mustafa Kemal Bey…” 

Doğrusu pek gösterişli bir subaydı Mustafa Kemal… Mavi gözlerini kalabalığa dikmişti ve mırıldanır gibi konuşuyordu o gün: 

-“Gençlerin, sakin olmaları gerekir.”

İşte, 20 Haziran 1938 tarih, 3466 sayılı kanunla 19 Mayıs’ın Gençlik ve Spor Bayramı, Gençlik Marşı’nın resmen marş olarak ilan edilişinin 33. yıldönümümüzde bu ünlü marşın yazarı Ali Ulvi Elöve, Atatürk’le ilk karşılaşmasını böyle anlatıyordu. 

MARŞ NASIL YAZILDI? 

Bugünkü Saint-Joseph Lisesinin bulunduğu binada öğretim yapan İstanbul Muallim Mektebinin öğretmenlerinden ve tatbikat kısmı müdür yardımcısı Ali Ulvi Elöve, o sırada çeşitli bestelere güfteler yazmış, özellikle, aynı okulun müzik öğretmenliğini yapan Viyolonist Zeki Üngör (İstiklal Marşı’nın bestekarı) ile uzun yıllar birlikte çalışmıştı. İşte, bu konudaki tecrübesi, onun Gençlik Marşını yazmasına zemin hazırlamış. Ali Ulvi Elöve, marş ile ilgili hatıralarını şöyle anlatıyor; 

Bir gün okulun tatbikat odalarından birinde çalışırken, Selim Sırrı Tarcan ziyaretime geldi. O günlerde pek gözde olan bir İsveç marşı için güfte yazmamı istedi. İstenilen güfte 4+4 veya 8 heceli olacaktı. Vakit geçmeden çalışmaya koyuldum. Birinci Dünya Savaşının aleyhimize döndüğü yıllardı o yıllar. Gençlik ve halk büyük kaygıya kapılmıştı. Marşı yazarken başlıca amacım bu havayı dağıtmak, gençlere azim, ümit ve kalp kuvveti vermek oldu. 

‘Dağ Başını Duman Almış’ ilk olarak İstanbul Muallim Mektebi öğrencileri tarafından söylenmiş, her mısrası ile o günlerin gençlerine kuvvet veren marş, kısa zamanda bütün yurtta dudaklardan düşmez olmuştu. Bu konuda Prof Dr. Afet İnan da bir yazısında, şöyle diyor: 

1936 yılındayız… Yaz aylarında Atatürk İstanbul’a gelmiştir. Montrö Antlaşması’nın imzalandığı sıralar. O yıl İstanbul’da da Balkan milletlerinin iştiraki ile bir festival hazırlanmıştı. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bu festivale milli kıyafetleriyle gruplar katılmıştı. Atatürk, 19 Mayısta Samsun’a çıkışını ‘Dağ Başını Duman Almış Marşı’nı, Samsun’dan Ankara’ya kadar olan yolculuklarında, nasıl söylediklerini şöyle anlatmıştır: 

“Anadolu’nun dağ başlarını, tekerleklerine çuval doldurduğumuz kırık dökük otomobillerle aşarken, bu marşı yanımda bulunanlara söylemeyi adet edinmiştim”

Şimdi Gençlik Marşı’nın 33’üncü kabul yıldönümünü kutladığımız şu günlerde, marşın 90 yaşındaki yazarı Ali Ulvi Elöve de günlerin heyecanını aynı tazelikle yaşıyor. 


Hayat Mecmuası, 1971

Anlatan:Ali Elöve

Yazan:Koray Güney