Atatürk’ün Çanakkale Savaşları’ndaki Başarıları

Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ve Fransa, çökmek üzere olan yorgun, bitkin Osmanlı İmparatorluğu’na son ve kesin darbeyi vurup, onu savaş dışı bırakmak kararını verdiler. Bu amaçla, bütün donanma ve kuvvetleriyle Çanakkale’yi geçip, başkent İstanbul’u işgal etmek hevesine kapıldılar. Ancak, Mustafa Kemal’in deyimi ile “Geldikleri gibi gideceklerdir.” 
 
Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı için büyük önem taşır. İtilaf Devletleri’nden İngiltere ile Fransa, coğrafi yönden yan yanadır. Bu nedenle, savaş için yakın işbirliği ve yardımlaşma yapabileceklerdir. Buna rağmen üçüncü devlet olan Rusya ise, düşmanın gerisindedir ve bu ülke ile işbirliği yapmak, özellikle savaş araç gereci ile gıda sevk etmek çok güçtür. Bu bağlantıyı sağlayacak tek yol, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarıdır. İtilâf Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun, Almanya’nın yanında yer almasını ve savaşa girmesini önlemeye çalışmalarının nedeni de budur. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girmesi önlenemediğine göre İtilaf Devletleri için artık başvurulacak tek yol kalmıştır. O da, Boğazları ele geçirmektir. İşte bu nedenle İngiltere, İmparatorluğu’na bağlı devletlerin askerlerinden oluşan bir ordu ile Çanakkale’ye yüklenir. Bu ülkeye, Fransa da gelişmiş deniz gücü ile yardımcı olur. Nihayet 19 Şubat 1915’te müttefik donanması önce Kumkale ve Seddülbahir mevzilerini topa tutarak boğazı geçmek girişiminde bulunur. Ancak Türk kuvvetlerinin çok şiddetli savunmalarıyla karşılaştılar. Sonuçta düşman donanması büyük miktarda asker ve gemi kaybına uğrayarak, 18 Mart 1915 tarihinde geri çekilmek zorunda kaldı. 
 
Çanakkale Boğazı’nı gemilerle geçemeyeceğini anlayan düşman, bu defa Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarıp burasını işgal etmeyi ve dolayısıyla Boğazı denetim altına almayı denedi. İngilizler, General Hamilton komutasında 25 Nisan 1915’te Gelibolu‘ya, Fransızlar da Kumkale’ye asker çıkardılar. 
 
Çıkartmayı gören Mustafa Kemal, 57. Alayı, Kocaçimen Tepesi’ne gönderir. Conkbayırı’nda geri çekilen gözcüleri durdurur, süngü taktırarak düşmana saldırtır. Alınan bu tedbirlerden sonra düşmanın ilerlemesi durdurulmuştur. 
 
Mustafa Kemal, Arıburnu Cephesine kumanda etmektedir. Conkbayırı ise, çok kaygı verici bir durumdadır. Mustafa Kemal bunu üzülerek izler. Daha sonra askerlerine şu emri verir: 
 
-Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zamanda, yerimizi başka kuvvetler ve subaylar alabilir. 
 
Gerekirse hepimiz öleceğiz, fakat düşmanı, son erine kadar denize dökeceğiz. Durumumuz, düşmana kıyasla zayıf değildir. Düşmanın morali yıkılmıştır. Siper kazarak kendisine sığınak aramaktadır. 
 
Benimle beraber burada savaşan bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki, üzerimizde bulunan namus görevini tamamen yerine getirmek için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku ve istirahat aramanın, bu istirahatten yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini hepinize hatırlatırım. 
Resim:11-Mustafa Kemal Çanakkale siperlerinde
Mustafa Kemal’in bu emirleri, sonraları askerlik stratejisinin önemli bir belgesi olarak kalacaktır. Çünkü, askerlerine ölmeyi emreden bir komutan, onlara niçin ölmeleri gerektiğini de açıkça anlatıyordu. Bunlar anlamsız emirler değildi. İnandırıcı, ikna edici emirlerdi. Yani insanları başka bir şeye değil, Ölmeye ikna edebilmek… Nitekim, o dakikada saldırıya geçen 57. Alayın tamamı şehit olmuş, hemen ardından yetişen yedek kuvvetler cepheyi kurtarmışlardır. Ve Mustafa Kemal, gözleri dolu dolu onların ölümünü görmüştür.
 
Bu sırada, ülkemizde askerlerin eğitilmesi ve taktik bakımından yönetilmesiyle ilgili olarak görevlendirilmiş Alman subayları vardı. Çanakkale bölgesinin savunması için kurulan 5. Ordunun Komutanlığı’na Alman generali Liman Von Sanders atanmıştı. Bu komutan, Yalova’daki karargâhından telefonla Albay Mustafa Kemâl’i arıyor (Mustafa Kemal, 1 Haziran 1915’te Albaylığa yükseldi). Aralarında şöyle bir konuşma geçiyor. 
 
-Durumu nasıl görüyorsunuz? Nasıl bir çare tasarlıyorsunuz? 
 
-Durumu bir çok defa size bildirmiştim. Çareye gelince; bu dakikaya kadar çok elverişli çareler vardı. Fakat şimdi, bir tek çare kalmıştır. 
 
Liman Von Sanders soruyor:
 
O çare nedir?
 
Cevap kesin: 
 
Bütün kumanda ettiğiniz birlikleri emrime veriniz. Çare budur. 
 
Başkomutan alaylı bir tonla: 
 
Çok gelmez mi? 
 
-Hayır. Az gelir? 
 
Telefon kapanıyor. Ama, kısa süre sonra olaylar, Liman Von Sanders’i, Çanakkale’de kumanda ettiği bütün kuvvetleri Mustafa Kemal’in emri altına vermeye mecbur ediyor (8 Ağustos 1915). 
 
İşte o zaman tarih, Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal’in şahlandığını, devleştiğini gördü. Düşman, 9 Ağustos 1915’te ikinci defa bütün gücü ile korkunç bir saldırıya geçti. Eğer saldırı durdurulamazsa, bir kaç gün sonra İstanbul elden gidecek, bizim için savaş o anda bitecekti. Fakat bu sırada, belki de yeryüzünün en büyük destanlarından biri olan “Çanakkale Zaferi” kaleme alınacaktı. 
 
Bu savaş sırasında (10 Ağustos 1915) Mustafa Kemal’in kalbinin üzerine isabet eden bir şarapnel parçasının cep saatini parçalayıp geriye sıçramasıyla şans eseri, O’nu muhakkak bir ölümden kurtarmıştır. Yanındaki alay kumandanı Yarbay Servet Bey (sonra Tuğgeneral Servet Yurdatapan) olayı şöyle anlatır: 
 
“Süngü hücumu esnasında, Conkbayırı tepesinde onun yanındaydım. Düşmanın şiddetli topçu ateşi başladıktan biraz sonra, elini birden göğsüne götürdüğünü gördüm. Heyecanımı sezen o metin asker, parmağını ağzına götürerek, başını, kaşlarını yukarıya kaldırarak, bana sükut ve sükun işaret etti.” 
 
Conkbayırı’nda devam eden çok şiddetli savaşta, cephanesi biten bir grup asker geri çekiliyordu. Mustafa Kemal onları gördü, önünü keserek ve sert bir sesle sordu: 
 
-Niçin kaçıyorsunuz?
 
-Efendim düşman!
 
Nerede? 
 
Askerlerden birkaçı:
 
-İşte!..
 
Diyerek 261 rakımlı (deniz seviyesinden yükseklik) tepeyi gösterdiler. 
 
Doğru söylüyordu; Düşman o tepeye yaklaşmış, hiçbir engele rastlamadan serbestçe ilerliyordu. Mustafa Kemal’e, düşman kendi askerlerinden daha yakındı. Eğer onlar Mustafa Kemal’in bulunduğu yere gelirlerse, Türk kuvvetlerinin durumu çok fena olacaktı. O zaman henüz otuz dört yaşında olan genç ve kahraman Türk komutanı geriye çekilen askerlere bağırdı: 
 
-Düşmandan kaçılmaz!
 
Duraksamaları ancak bir an sürdü. Cevap verdiler:
 
-Cephanemiz kalmadı! 
 
Cephaneniz yoksa, süngünüz var.
 
Ve hemen emrini verdi: 
 
-Süngü tanki İleri!.. 
 
Mehmetçikler başlarında tam bir kumandan bulunca aslan kesildiler; verilen emri hemen yerine getirdiler. Süngüler, güneşin ilk ışıklarında Çanakkale Zaferi’nin ilk kıvılcımlarını saçtı. Mustafa Kemal en uygun noktaya ulaştıkları zaman onlara: “Yere yat” emrini verdi; Yattılar. 
 
-Çabuk geri git, piyade alayından ve dağ bataryasından mümkün olduğu kadar asker, ‘marş marş’la buraya gelsinler! 
 
Eğer Mustafa Kemal orada tereddüt ederek kendi kuvvetlerine on dakikalık bir zaman kazandırmasaydı, düşman egemen tepeleri tutacak, belki İstanbul yolu açılacak, Türk milleti çok büyük bir tehlikeye düşecekti. 
 
İngilizler, Çanakkale’de Anafartalar Grubu Komutanını mağlup edemeyeceklerini, cepheyi sökemeyeceklerini anlayınca, yeni bir harekete giriştiler. Bu cepheyi sağdan çevirmeye karar verdiler. Düşmanın planını bozmak için Kireçtepe’yi tutmak gerekiyordu. Oysa, oraya giden sadece dar bir yol vardı. Bu yol ise savaş gemileri tarafından, makaslama ateş altında tutuluyordu. 
 
Her an otuz sekizlik gülleler korkunç patlayışlarla ortalığı altüst ediyor, ölüm saçıyordu. Bir insanın değil, kuşun bile geçmesine imkân yoktu. Kireçtepe’yi tutmak emrini alan subay ve erlerimiz tereddüt içindeydiler. fırsat gözetiyorlardı. Fakat, düşman ateşi bir an bile kesilmiyordu. 
 
Mustafa Kemal, bu durumu görünce siperlere koştu, askerlerin arasına karıştı ve sordu: 
 
-Niçin geçmiyorsunuz? 
 
İçlerinden biri cevap verdi: 
 
Düşman ölüm saçıyor. Geçilmez. 
 
Büyük komutan, hiçbir tereddüt ve korku göstermeden: 
 
-Oradan böyle geçilir!.. dedi ve ileri fırladı. 
 
Mehmetçik artık durur mu? O da komutanının ardından ileri fırladı. Tozu, dumanı, alevi, şarapnel yağmurunu ve ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar ve tepeyi tuttular. Zafer, Mustafa Kemal ile emrinde çarpışan kahraman askerlerin ve vatanları için gözü kapalı ölüme gitmekten çekinmeyen Çanakkale Gazileri ve Şehitleri’nindir.
 
Resim:12-Anafartalar’da bir destan yaratan Mustafa Kemal ve arkadaşları

 

19 Şubat 1915’te başlayıp, 9 Ocak 1916’da sona eren Çanakkale Savaşları için İngiliz Generali Hamilton; “Bu muharebeyi anlatmak (Conkbayırı Muharebesi), yazı ile tarif etmek mümkün değildi.” diyecektir. 
 
İngiliz Bahriye Nazırı (Deniz Bakanı) Churchill (Çörçil) ise, anılarında savaşı şöyle dile getirecektir:
 
“Türkler öyle bir savunmaya girmişler ki, canlarını veriyorlar; ama topraklarından bir avuç bile yer vermiyorlar.”
 
Çanakkale Savaşları’nın bilançosu akıllara durgunluk verecek kadar büyüktür. Çeşitli silah, araç, gereç ve gemi dışında düşmanın insan kaybı 252.000’dir. (İngiliz 205.000, Fransız 47.000),Türklerin kaybı ise 251.309’dur. 
 
Mustafa Kemal’in emrindeki subay ve erler Çanakkale’de yalnızca bir savaş kazanmayacaklar, bu başarıları ile dünya tarihinin de yönünü değiştireceklerdir. 

Bir Cevap Yazın