Atatürk’ün Ağladığı Mühim Olaylar

Bir akşamdı: Belki de gayet tabii bir akşam. Ama bende hatırası çok derin olan bir akşam. Sofrada arkadaşlarına ekseriya mevzuları milli, vatani ve ilmi olan tatlı ve heyecanlı hatıralarını anlatıyor. Bir taraftan radyoda güzel bir müzik çalıyor ve şarkı okunuyordu. Bir ara Ata’nın gözleri birden bire buğulandı ve sonra yaşlar akmaya başladı. Atatürk ağlıyordu. 

Bu hal benim merakımı artırdı. Acaba Ata neden ağlıyordu? O şarkı neden ona bu kadar tesir etmişti? Bir hayli düşündüm, üzüldüğüne üzüldüm. Ertesi günü daima olduğu gibi odasına elini öpmeye gittim. O da mutadı veçhile bana gecemin nasıl geçtiğini sordu. Ben de merak ettiğim geceki ağlamalarından bahisle:

-“Bir şarkı okunurken çok ağladınız, acaba niçin bu şarkı sizi bu kadar üzdü merak ettim” dedim. 

Yüzüme her vakit ki munis bakışlarıyla baktı ve yalnız:

-“Bana bir sigara ver çocuğum, beraber çiftliğe hava almaya gidelim.” dedi. 

Birkaç dakika sonra otomobilde eski yaveri merhum Cevat Abbas da olduğu halde beraber Çiftlik yolunda ilerlerken, Ata eski yaverine: 

“Cevat hani Anadolu’ya ilk çıktığımız vakitler otomobilde seninle bir marş okurduk. Haydi onu yine beraber okuyalım.” dediler. (Dağ başını duman almış)

Hep beraber marşı okumaya başladık. Bir ara Ata’nın sesi değişti. Yüzüne baktım gözleri yaşla dolu Atatürk yine ağlıyordu. 

Evet bu göz yaşları vatan aşkının göz yaşları idi. Sükunetle geçen bir iki dakikadan sonra benden yine bir sigara istedi, verdim. Atanın geceki gözyaşlarının sebebini şimdi anlamıştım. Günler pek çok, hangisini sayıp dökeyim. 

Evet, anlatmak, hepsini anlatmak, bitip tükenmeyen feyizlerin kaynağı olan asil ruhunun derinliklerine kadar anlatmak isterim. Fakat o öyle bir ummandır ki ne onları tahlile benim gücüm yeter, ne de yazmaya naçiz kalemim. 

Yine Ata ile İstanbul’da bulunduğumuz sıralarda bir gündü: Çok sevdiği deniz gezilerinden birini kendisinin eski Ertuğrul yatı ile yapıyorduk.. Hava da güzeldi. Kaptana Karadeniz’e açılmasını emir verdi. Böylelikle Karadenize açıldık. Neşe içinde Zonguldak’a kadar gittik. 

Zonguldak dönüşü bir müddet sonra hava yayaş yavaş kapanmaya başladı. Ve bunu müteakip deniz yükseldi. 

Artık fırtına başlamıştı. Bu hal karşısında hepimizi üzüntü ve korku kaplamıştı. Yat çok eski olduğu için dalgaların şiddetinden parçalanma tehlikesi her an mevcuttu. Bu telaş ve korku arasında sakin ve soğukkanlı bir tek kişi görünüyordu: Atatürk. O sanki hiç bir şey yokmuş gibi bizlerle konuşuyor ve bu suretle bizlere cesaret telkin ediyordu. Biz de onu dinlemeye koyulmuş, biraz evvelki korku ve endişeden eser kalmamıştı. Bilmiyorum kaç saat geçmişti. Kendimizi Dolmabahçe Sarayı’nın önünde gördük. İşte Atam senden aldığımız bu cesaret ve metanet telkinlerinle seni bugün ebedi istirahatgahına koyarken de büyük acımızı ve ıstırabımızı içimize gömerek senin arzu ettiğin gibi iradeli ve metin olmaya çalışıyoruz. 

Çok sevdiğim ve ömrümü vakfettiğim vatan toprağında rahat uyu.

ATATÜRK’ÜN AĞLADIĞI MÜHİM OLAYLAR 

1-Nif’de İzmir’in alındığını duyduğu anda…(1922)

2-Zaferden sonra Bursa’da şerefine verilen ziyafette milli oyunları seyrederken…(1923) 

3-Maarif Vekili Mustafa Necati’nin ölümünü duyunca…(1929) 

4-Ankara’ya gelişinin 13. yıl dönümü merasimini seyrederken (1932) 

5-Büyük Nutuk sonunda. (Ey Türk Gençliği dediği an…(1927) 

Sabiha Gökçen

Her Yönüyle Atatürk, Avni Altıner