Atatürk’e Göre Çöküş İslam’dan Uzaklaşmakla Gelmiştir

Gazi Mustafa Kemal’e göre, Osmanlı imparatorluğu’nun çöküşünü hazırlayan önemli sebeplerden birisi İslâmiyet’ten uzaklaşmaktı. Zira Osmanlı kuruluşunda İslâm’a sarılarak altı asır boyunca bütün cihana hükmetmiştir. Osmanlı’yı ayakta tutan en büyük gücün iman, aşk ve aksiyon olduğunu konuyla ilgili araştırma yapan herkes tespit etmektedir. 

Atatürk İzmit’te…(5 Haziran 1928)
Gazi Mustafa Kemal de bu gerçeği görmüş ve bu konuyla alâkalı görüşünü bir konuşmasında şöyle dile getirmiştir: 

“Türkler, Müslüman oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl alışkanlık ve inançlarıyla İslâmiyeti karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslâmiyetten uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Gerçek İslâm’ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkilâ ediyor.”(1)

Osmanlı’nın gerileme devrinde batılılaşma ile gelen taklitçilik Türk insanının yaşadığı dine de bulaşmış ve artık yaşanan din gerçek İslâm’dan uzak, hurafeler ve batıl inançlar üzerine bina edilmeye başlanmıştı. Bu uydurulan din anlayışı ülkeyi ve milletimizi yıkıma götürmüştü. Bu gidişi durdurmanın tek çaresinin Kur’an ve Peygamber Efendimizin (sav) sünnetinden ibaret olan gerçek İslâm’ın halka anlatılması, yani hurafeleri, batıl inançları içinde barındırmayan, Atatürk’ün ifadesiyle, “akla, fenne, ilme uygun…” dediği, dinin özünü teşkil eden hakikatlerin anlatılması gerekiyordu. Bu gerçeği fark eden Gazi Mustafa Kemal, Türk ulusunun dinini öğrenmesi için girişimlerde bulunarak Kur’an ve hadislerin tercümesini sağlamış ve bu hususta şunları söylemiştir: 

“Türkler, dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kur’an ve Peygamberimizin sözleri Türkçe’ye çevrilmelidir. Türk Kur’an’ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden ibadet yapıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu Kitap’ta neler olduğunu Türk anlasın.”(2)

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dinimizin akıl ve mantığa uygun olduğunu da aşağıdaki sözleriyle belirtmiştir:

“Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslâm’ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı.”(3)

İslâm dini hakkında bu kadar güzel fikirlere sahip olan ve her ortamda bu düşüncelerini dile getiren Atatürk, açıktır ki Allah’tan korkan, Allah’ın emirlerini elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışan bir insandı.

Atatürk Antalya’da, 18 Şubat 1935.

Gazi’nin Peygamber Efendimiz (sav) hakkındaki sözleri de nasıl bir insan olduğunu açık biçimde ortaya koyacak niteliktedir:

“Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askerî dehası kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Hz. Muhammed (sav) bu savaş sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi. O’nun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed (sav)’in bir avuç imanlı Müslüman’la mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir’de kazandığı zafer, fani insanların karı değildir; O’nun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır. Büyük bir inkılâp yapan Hazreti Muhammed’e (sav) karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.”(4)

Kaynaklar: 1-Sadi Borak, Atatürk ve Din, s. 36-37

2-Türk Maarif Tarihi, 1-5, Osman Ergin, İstanbul 1977

3-Atatürk’ün Söylev Ve Demeçleri, 2-1923, s.127

4-Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt:9, Sayı 100, 1945, s.3