Atatürk ve Misafirseverliği

Atatürk, yabancı ülkelerden kendisini ve memleketimizi ziyaret maksadıyla gelen misafirlere çok büyük yakınlık gösterdiği gibi, kendi arkadaşlarının ona yaptıkları ziyaretlerden de hoşlanırdı.

Komşu ülkelerin, kralları, devlet başkanları, devlet büyükleri ve dünya ülkelerinden tanınmış politika ve devlet adamları, generaller, değişik zamanlarda Türkiye’ye gelerek onu ziyaret etmişler ve onunla tanışmak imkanını bulmuşlardı. 1928’de Afgan Kralı, 1930’da Venizelos, 1931’de Japonya Veliahtı, 1932’de Chaldaris, General Mac Arthur, Irak Kralı, 1933’te Yugoslavya Kralı, Rusya’dan General Voroşilof ve Budieni, 1934’te İran Şahı, 1936’da İngiliz Kralı 8. Edward, 1937’de Ürdün Kralı, 1938’de Romanya kralı ve değişik ülkelerden değişik zamanlarda daha çok sayıda başbakan ve devlet adamları, yazarlar ve bilim adamları bu misafirler arasında sayılabilir. Gelecek misafirlerin ülkeleri hakkında geniş bilgiler toplar, hal tercümelerini ve kişilikleri hakkındaki bilgileri inceler, resmi toplantılar ve sohbetler için hazırlıklı olurdu. Yabancı misafirlerin memleketimiz hakkında iyi intibalarla ayrılmalarını isterdi. Bu nedenle ağırlama için yapılan program ve hazırlıkları önceden inceler gereken emirleri verirdi. Mesela çok uzun boylu olan İran Şahı’nın yanında mihmandar olarak görevlendirilecek generalimizin, ona göre cüssece çok küçük kalmaması gerektiğini düşünmüş ve ordunun yüksek rütbeli generalleri arasından en iri yapılı olan Fahrettin Altay’ı mihmandarlığa seçmişti. Gelen yabancı misafirler daima Atatürk’ün saygın kişiliğinin, ileri görüşünün ve yüksek zekasının tesiri altında kalırlardı. Amerikan Generali Mac Arthur’la 1932 yılında yaptığı konuşmada, “Yeni bir dünya savaşının yakın olduğunu, Amerika’nın bu savaşta tarafsız kalamayacağını, Musolini’nin durumunu koruyamayacağını ve yanlış politikası yüzünden memleketinin çok şeyler kaybedeceğini ve bütün müstemlekelerinin elinden gideceğini, savaş sonrasında Bolşevik tehlikesinin artacağını” söylemişti.

Atatürk İstanbul’da halkı ile beraber

Atatürk Fransızca konuşmaları anlar hatta gerektiğinde konuşurdu. Ancak “Lisan bilgisi yeterli değilse konuştuğunuz kimse karşısında esas konuda zayıf kalırsınız” diyerek, daima lisanı iyi bilen bir tercüman kullanırdı. Kendisini Cumhuriyet’in 10. yılı nedeniyle kutlama törenlerine katılmak için ziyarete gelen Rus generalleri ile yaptığı toplantıda, konuşulan konularda daha rahat düşünebilmek maksadıyla, beni toplantıyı yönetmekle vazifelendirmişti. Meclis Reisliği yaptığım bir sürede Atatürk’ün teşebbüsü ile Dolmabahçe Sarayı’nda Dünya Parlamentoları Konferansı yapıldı. Bu toplantının açılış konuşmasını Fransızca olarak yapmamı istedi. Fransızcayı hazırlanmış bir yazıdan okuyabilirdim. Yalnız, konuşmayı okumadan yapmamı istiyordu. İstediğini yapabilmek için 4 sayfalık bir Fransızca yazıyı ezberlemek zorunda kalmıştım.

Dolmabahçe Sarayı’nda Birinci Dil Kurultayı. Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Atatürk ve İsmet İnönü

Atatürk yabancı misafirlere gösterdiği ilgi ve saygının benzerinin, yabancı ülkeleri ziyarete giden Türk devlet adamlarına da gösterilmesini isterdi. Özellikle devletimizin itibarının küçümsememesine büyük önem verirdi. Mareşal Fevzi Çakmak’ın Balkan ülkeleri amda en kıdemli ve en üst rütbeli Genelkurmay Başkanı olması nedeniyle, Balkan ülkeleri, askeri toplantılarında, protokolde, hangi Balkan ülkesinde olursa olsun, en önde yer almasmı kesinlikle isterdi. İsmet Paşa Başbakan olarak Türk donanması ile İtalya’ya Musolini’yi ziyarete gidiyordu. Donanma yolda iken İtalya’dan gelen bir telgraftan, Musolini’nin meşguliyeti nedeniyle, İsmet Paşa’ya, protokole göre gösterilmesi gereken misafirseverliğin tam yapılıp yapılamayacağı konusunda kuşkular uyandı. Musolini İtalya Başbakanı sıfatını taşıyordu. Protokol kurallarına göre, bir başbakan, ziyarete gittiği ülkenin başbakanı tarafından gereği gibi ağırlanmalıydı. Zaten ilk yollanan bilgilere göre hazırlanan programda değişiklik yapılmıştı. Sonradan yollanan bu telgraf Atatürk’e tesir etti. Gerek Türk Dex/leti’nin, gerek İsmet Paşa’nm şahsi itibarları korunmalıydı. İtalya’ya bir telgraf çekilerek, ”Musolini’nin İsmet Paşa’yı ağırlarken, ilk hazırlanan programın aynen uygulanacağının teyit edilmesini, aksi halde donanmamızın geri döneceği” bildirildi. Yoldaki İsmet Paşa’ya bilgi için benzer telgraf yollandı. Neticede, ismet Paşa, Musolini tarafından protokole uygun olarak ağırlandı. Atatürk itibarımızın korunmasını sağlamıştı.

Atatürk’ün yakın arkadaşlarının kendisine yaptığı ziyaretler ise, genellikle samimi bir hava içersinde geçerdi. Sofrasına davet edilenler arasında misafirler, hangi görevde olurlarsa olsunlar daima benzer itibarı görürlerdi.

Kazım Özalp

 

Bir Cevap Yazın