Atatürk Türkiye’sinde Türk Yüce İdi

Yüzlerce yıl Osmanlı’da; Ermeniler Millet-i sadıka (sadık millet) Kürtler Millet-i asli (asil millet) Araplar Kavm-i necip (soylu kavim) iken biz Türkler ‘aşağılık, kaba’ idik…

16. Yüzyılda Celali İsyanları kılıfı altında öldürülüyor, katliamlara uğratılıyorduk…

Rum’u, Ermeni’si, Arab’ı türlü imtiyazlara sahip iken biz Türkler, devşirme Padişahların genelev misali haremlerinde harcanan şatafatın, içilen içkinin, yenilen en güzel yemeklerin kısacası tüm bunlara ödenen ağır vergilerin altında eziliyor karşılığında canımızı veriyor kanımızı akıtıyorduk…

Evet dostlar, Osmanlı’ya göre askerlikten başka hiçbir şeye yaramayan biz aşağılık, kaba Türkler yalnızca Atatürk Türkiye’sinde ‘Yüce’ idik…

Yalnızca Atatürk Türkiye’sinde gurur duyuyorduk Türklüğümüzle; O yüce insanın yüreğinin taa derinliklerinden kopan ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözleriyle…

Atatürk’e göre Türk’ün tanımı

Atatürk’ün manevi kızı olan Afet İnan Hanım, üniversitedeki doktora tezinin konusunun, hocasının: “Milletini anlat, Türkler’i anlat” demesiyle birlikte belli olmasının ardından, tezini hazırlamaya başlamış tezini hazırladıktan sonra da göstermek için Atatürk’e götürmüştür, Atatürk de onlarca sayfalık tezi görünce, Türk’ü bir kaç cümleyle kısa ve öz olarak şöyle anlatmıştır:

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en alasından bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”