Atatürk Ne Bolşevik Ne De Komünist; Milliyetçi İdi

Celal Bayar anlatıyor:

Yıllar sonraydı, bir gün Atatürk ile aramızda bu bahis açıldı. 

Birden heyecanlandı: 

“Bırak şu kabakçıları! Ben onların desteğiyle vazife almaya tenezzül eder miydim? Eğer o sırada memleketin menfaati benim o mevkiyi almamı zaruri kılsaydı; ilk işim onu bertaraf etmek olurdu.” demişti. 

Atatürk, gizli yeraltı çalışmalarından ferdi suikastlerden nefret eder, uzak kalırdı. 

Milli mücadelenin en buhranlı ve kritik devresini yaşıyorduk. Düşman devletler İstanbul’u işgal etmişler, Padişah ve onun Başvekili Damat Ferit Paşa kurtuluş çaresini ‘Memleketin parçalanmasına kararlı’ düşmanların en kuvvetlisi İngilizlerin emrine girmekte bulmuşlardı. Onların emir ve telkini altında Kuvayı Milliye’ye saldırıyorlardı. 

Milli kuvvetler de bunun etkisi altında padişahın başvekiline en büyük düşman nazarıyla bakıyorlardı ve tam olarak henüz Atatürk’ün emrine girmiş, disipline olmuş değillerdi. Kendiliklerinden Damat Ferit Paşa’dan kurtuluş çaresi olmak üzere ‘öldürülmesi’ kararına varmışlar ve bu gibi işlerde marifetli sayılan birisi, ismini de söyleyeyim; Dramalı Rıza Bey kararın infazına memur edilmiş, teşebbüs de vuku bulmuştu.

SUİKASTLER ÇIKAR YOL DEĞİLDİR

Atatürk bunu haber alınca, birkaç arkadaşı çağırdı, beni de yanında bulundurdu. Onlara kesin emir verdi: 

“Böyle suikastler çıkar yol değildir. Adi birer cinayetten ileri gidemezler, istemem. Rica ederim yetkilileri ikaz ediniz.”

Bunu size söyleyen icabında yüz binlere ölüm emri veren kumandandır. Burada bir hatıramı daha anlatacağım ve ondan sonra son sözümü söyleyeceğim. 

Ankara, 29 Ekim 1933

Cumhuriyet yıl dönümlerinde o zamanın tek oteli Ankara Palas salonunda Balo verilir, kordiplomatik dahil bütün yerli, yabancı protokolde yeri olan kimseler davet olunurdu. 

SOVYET İHTİLALCİLERİ İLE YAPILAN SOHBET

Bu yıllardan birinde, Cumhuriyet Bayramı’mızda bizimle beraber bulunmak üzere Ankara’ya Mareşal Voroşilof başkanlığında yüksek bir heyet gelmişti. İçlerinde Mareşal Budiyeni Karahan gibi Bolşevik İhtilâli’nin kudretli şahsiyetleri vardı. Bunlar Sovyet Rusya’nın dostluğunu temsil ediyorlardı.

Sovyet Heyeti Başkanı Mareşal Kliment Yefromoviç VOROŞİLOV ile, Ankara, 29 Ekim 1933

Ben küçük salonda Atatürk’ün yanında idim. Mümtaz misafirlerin geldikleri haber verildi. 

Atatürk elimden tuttu, beraber gitmek arzusunu gösterdi. Büyük salonda karşı karşıya idik. Ayakta samimi bir sohbet başladı. İki memleketdeki inkılabın dostça mukayesesi yapılıyordu.

ÇOK ŞİDDETLİ DAVRANDINIZ!

Atatürk iddia ediyor, “çok şiddetli davrandınız” diyordu. Bu sırada yanımıza Isparta Milletvekili Hoca Hüsnü Efendi geldi. Protokolün emrettiği kıyafette, tam takım frak giymiş, başı açık saçlar taranmış, geniş ve uzun sakalı düzeltilmiş, göğsünün sağ tarafında ‘İstiklâl Madalyası’ şerefle mevkiini almış. Atatürk Hoca Hüsnü Efendi’yi bu halde görünce hemen misafirlerine takdim etti: 

“Bakınız bu efendi din adamıdır. Biz kendisini inkılap saflarına aldık, beraber çalışıyoruz, Siz sizinkileri ortadan kaldırdınız” dedi. Ben de ilave edeyim: 

Hoca Hüsnü Efendi Isparta Müftüsü idi. Birkaç defa Aydın Kuva-yı Milliye Cephesi’ne delege olarak gelmişti. Kendisini orada görmüş, sonra da memleketi kurtaran Birinci Büyük Millet Meclisinde arkadaşlık etmiştik.

Başbakan Celal BAYAR ile trenle yurt gezisine çıkışı, Ankara, 12 Kasım 1937

O’nun samimi inancı, inkılapçılık vasfıyla bağdaşıyordu. Çünkü: Dinin esaslarını çok iyi biliyordu. 

Atatürk’ün komünizm hakkındaki düşünceleri de: Daha ilk günlerinde söylediği şu sözlerle açıktı. “Ne bolşevik, ne de komünist olamayız. Çünkü biz milliyetçiyiz ve dinimize hürmetkârız. Hulâsa, bizim hükümet şeklimiz tam demokratik hükümettir.” Atatürk, komünizmde olduğu gibi bir sınıfın diğerlerini diktası altına almasına karşı olduğunu şu sözleriyle ifade etmişlerdir: 

“İnsanların mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlık dışı ve son derece üzücü bir sistemdir. İnsanları mutlu edecek tek vasıta onları birbirine yaklaştırmak onları birbirine sevdirmek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.”

ATATÜRK SOSYALİST DEĞİLDİ 

Ne kadar derin bir görüş ve insani düşünce… Atatürk realist bir insandı. Başkalarının ortaya attıkları problemlere asla katılmazdı. Her şeyi kendi ölçüsünde ve memleketimiz için faydalı olup olmayacağı bakımından mütalaa ederdi. 

Atatürk sosyalist değildi. Nitekim bunu açıkça söylemiştir. Milliyetçi idi, Fakat O’nun milliyetçiliği, dar görüşlü bencil bir milliyetçilik değil, diğer milletlere de sevgi ve saygı gösteren insani bir milliyetçilikti. Komünizme gelince kesinlikle söyleyebilirim: 

HER YÖNÜ İLE ALEYHİNDEYDİ

Evet aleyhinde idi ama ‘Yurtta sulh, Cihanda sulh’ isteyen bu büyük adam, Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği arasında devletler hukuku esasları dairesinde karşılıklı iyi münasebet kurulmasını önemli bulurdu, dostluğun devamından memnun olurdu…

Rus Mareşal Kliment Yefromoviç VOROŞİLOV ile, Ankara, 29 Ekim 1933

O’nun komünizmi endişe ile karşılamasının önde gelen sebebi Siyasal ideoloji namına yerli komünistlerin hangi merkeze bağlı ise o memleketin nüfuzlarına da öncülük etmeleriydi. Böyle bir nüfuzun Anadolu’ya gelip yerleşmesine fırsat ve imkan vermek istemezdi. 

Bu büyük tehlikeye karşı dikkatli olmak, tedbirli bulunmak için hükümeti, yetkilileri devamlı surette zorlardı. 


(Celâl Bayar, 18 Temmuz 1974,  GÜNAYDIN)