“Atatürk kabiliyetsiz bir milletin başına geldi”

Ünlü yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun evine bir ziyaret

Vali Dr. Reşit caddesinin 61 numaralı apartmanının 2 numaralı dairesinin zilini çaldığımız zaman, kendimizi birden tarihin derinliklerine gömülmüş zannettik. Önce misafir odasına alındık. Duvarlar Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve eşinin yağlı boya portreleriyle süslüydü. Minyatürler, bu süsleri tamamlıyordu. Birkaç dakika sonra Karaosmanoğlu, bizi kabul etti.

Cumhuriyetin 50. yılının arefesindeydik. Karaosmanoğlu, Milli Mücadelenin başından itibaren Ankara’da bulunmuştu. İkinci Meclis üyesi olarak, Cumhuriyetin ilanında oyu olan insanlardan biriydi. Onuncu yıl dönümünde de, Atatürk’ün yakınları arasında o günkü heyecanı yaşamıştı.

Türk edebiyatında yeri ve siyasi hayatımızda rolü olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na şu suali sorduk:

-Cumhuriyetimiz 50’nci yılına geliyor. Onuncu yılı bilen biri olarak o günleri anlatır mısınız?

-Hani şu meşhur “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünü söylediği Büyük Nutkun bayramını mı?

-Evet.

-O günden hatırladığım tek şey, Atatürk’ün hem çok heyecanlı, hem de çok sevinçli olduğudur. Nutkunu hazırlamıştı. Konuşma gününden bir gece önce ‘İsmet Paşa’yı, Falih’i (Falih Rıfkı Atay) ve beni çağırdı. Nutku okudu. Atatürk’ün istişare etmek adetiydi. İsmet Paşa nutka, güzel sanatlar bölümünü de ekledi.

Karaosmanoğlu, sanki o günü yaşıyordu. Biraz durdu, gözlerini gözlerimize dikerek sözlerine devam etti:

-Nutku dinlediğimiz zaman çok heyecanlanmıştık, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” cümlesi, heyecanımızı daha da arttırmıştı.

Karaosmanoğlu, gürleyen sesiyle:

-Ben, size bir şey söyleyeyim mi? dedi. Atatürk, her şeyden önce büyük bir milliyetçiydi. Türk milletine çok inanırdı. Dünyanın en büyük milletinin Türkler olduğunu, vesikalarla ispat etmeye çok çalışmıştı.

Yazar, sözlerine şöyle devam etti:

-Bir İngiliz subayı, Atatürk’e o kadar hayrandı ki, bu hayranlığını belirten bir de kitap yazdı: “Bozkurt”. Yazar, kitabında Atatürk’ü gelmiş geçmiş en büyük devlet adamlarıyla karşılaştırıyor, “şayet Roma devrinde dünyaya gelseydi, Sezar’dan üstün, Fransız olsaydı, Napoleon’dan yüce olurdu. Ne yazık ki, çorak bir yerde dünyaya gözlerini açtı ve kabiliyetsiz bir milletin başına geldi” diyordu.

Atatürk bu kitabı görünce, çok kızdı. Yazarın Türk milletini küçük görmesine kızmıştı: “Ben, Türküm, Türk milleti, nice Atatürk’ler yetiştirir” diyordu.

Konuşmamız sırasında Karaosmanoğlu, Atatürk’ün kendisine bu soyadının verilmesinden sonra, ‘Atam’ diyenlere çok kızdığını belirterek şöyle dedi:

İsmini daima Türk’le beraber söylendiğini duymak, O’nun büyük bir tutkusuydu…

Kaynak: Her Yönüyle Atatürk, Avni Altıner, 1981