Atatürk İstiklal Harbi’nde Şahsi Parasını Harcamıştı

Müfettişlik Sabık Müşaviri Nizamettin Üçüncü anlatıyor:

Atatürk’ün şahsi servetini millete terk etmesi haberi bütün Türklük alemini olduğu gibi beni de coşkun heyecana düşürdü. Bu münasebetle esas tarihin malı olması lazım gelen bir anıyı kamuoyuna arz etmekten kendimi alamıyorum.

Hatıra şudur:

Atatürk Milli Kurtuluş Savaşı’na başlayıp Sivas’ta kongreyi müteakip teşekkül eden Heyeti Temsiliye Reisliği’yle vilâyetlerdeki Hukuk şubelerine ve valilerle kumandanlara talimat verip idare ettiği sıralarda hiçbir inkılâp ve şefinin yaptığına tesadüf edilmeyen bir hareketi vardı. 

BİZ MİLLETİN SAADETİ İÇİN ÇALIŞIYORUZ

Şefin mevcut mahdut parasını Heyeti Temsiliye ile orada çalışanların iaşelerine sarf ediyorduk. Bu masarife bakan ben, bir gün Şef’e paranın azaldığını ve ihtiyacı arz ettim. Bana: 
“Ne yapalım, biz milletin saadeti ve halâsı için çalışıyoruz. Kendimiz için değil. Şahsi hesaptaki paramı da sonuna kadar sarf et, sonra düşünürüz” dedi.

BİZ AMASYA’DAN İTİBAREN HER İŞİMİZİ BEŞ BİN LİRA İLE GÖRDÜK

Mustafa Kemal Paşa Kat’i şekilde Anadolu’ya geçmek kararını verdikten sonra, kendisinin Anadolu’da bir vazifeye tayini meselesi de bin müşkülâtla tahakkuk edip de üçüncü ordu müfettişliği ile Samsun’a onu müteakip benim de Bandırma yolu ile garbî Anadolu’ya hareketim günleri yaklaştığı sırada bir gün, “Raufçuğum,” demişti, “çok şükür bu işler yoluna girdi, gidiyoruz, ben Samsun’a çıkar çıkmaz sen de, hiçbir şüpheyi dâvet etmeyecek şekilde Bandırma yolu ile gerekenlerle temas ederek, Ankara’ya gider, oradan Ali Fuat Paşa ile birlikte bana iltihak edersiniz… Plânımız bu… Lâkin para meselesini ne yapacağız? Girişeceğimiz işlerde, şüphesiz ki, paraya ihtiyacımız olacak. Fakat biliyorsun bende biraz para vardı, hepsini çıkardığım (Minber) Gazetesi yuttu, sen de benden farklı değilsin. Aylıklarımızla ne yapabiliriz? Gerçi ben müfettişlik tahsisatı olarak, bir miktar para alacağımı umuyorum ama, bir çok masraflarımız olacak. Bunları ne ile karşılayacağız?” dediği zaman hakikaten bu ciheti hiç kaale almadığımızı görerek, ben de “Ne yapacağız?” diye düşünürken, durumu kendilerine açtığım Karakol Cemiyeti arkadaşları arasında cidden mütevazi ve fedakâr olan Topçuoğlu Nazmi Bey, hiç tereddüt etmeden: “O ciheti hiç düşünmeyin. Ne Iâzımsa ben temin ederim, merak etmeyin” demiş ve Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya geçtikten sonra, benimle beraber Bandırma’ya geldiği zaman, bana kendi kesesinden beş bin lira vermişti. Biz Amasya’dan itibaren her işimizi bu beş bin lira ile gördük. İhtiyaçlarımızı karşılamak üzere bu parayı, ben beraberimizde olan İbrahim Süreyya Bey’e vermiştim, o da, gerektiği surette sarf ederdi. Bu para bitince, Sivas Kongresi’ne giderken, hatırladığıma göre Erzurum Müdafaa-yi Hukuk Heyeti bize bin lira kadar bir para temin etmişti. Ankara’ya gidişimizde, orada da müftü Rıfat Efendi’nin, bazı tüccarlardan temin ettiği altı bin lira kadar bir para imdadımıza yetişti.
Mustafa Kemal Paşa Heyeti Temsiliye üyeleri ile birlikte, 1919

ATATÜRK’ÜN BAKKAL BORCU 

Atatürk Ankara’ya geldiğinde bakkala borçlandı ve bir gün borcunu ödeyemez oldu. Bakkal “para alamayacağım” diye bir şey vermeye cesaret edemiyordu.. 
Ankaralı Hoca Müftü Efendi, ahaliden 1000 lira toplayıp verdi. Atatürk’ün hareket o kadar hoşuna gitti ki, her bayram Müftü Efendi’yi (Rıfat Börekçi) ziyaret ederdi. 
Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde ayran İçerken. En solda Diyanet Başkanı Rıfat Börekçi
İnkılap ve İhtilâlin Şefi memleketin en karanlık günde istikbalin ne olacağını, ne doğuracağını bilmeden milletine bu kadar güveniyor, varını yoğunu harcamaktan çekinmiyordu. 
O’nun o zamandan beri milletine verdiği müstakil yurt ve yaptığı muazzam inkılâplar, yarattığı içtimaî ve iktisadi saadetler arasında belki bu hâdise küçük gibi görünür, fakat o şerait dahilinde o zaman bütün varlığını gene millet uğrunda, yüce dâva uğrunda feda eden Ulu Önder’in bu tarihi vakası da kendisine has büyüklükler cümlesinden olarak anılmaya değer kanaatindeyim. 
Not: Atatürk Halep’te Yıldırım Orduları Kumandanı iken kendisine hediye edilen cins arap atlarını İstanbul’a gelirken sattırmıştı. Bu paraları ve tasarruf ettiklerinin Ziraat Bankasından alınarak sarfını emretmişti. 
Mustafa Kemal Paşa, Ahmet İzzet Paşa ve subay arkadaşlarıyla Halep’te. (24 Haziran 1917)
Kaynak:Nizamettin Üçüncü, Müfettişlik Sabık Müşaviri
Her Yönüyle Atatürk, Avni Altıner