Atatürk 2. Dünya Savaşını 1931’de Haber Vermişti

Mustafa Kemal’in general Harbort’a verdiği mülakat: 

Birinci Dünya Harbinde General Pershink’in kurmay başkanı bulunan General Harbort, 1919 eylülünde Sivas’a gelir ve burada Mustafa Kemal’le görüşür. General bir hayli konuştuktan sonra sözlerine şunları ilave eder: 

-Ben bu vazifeye getirildiğim zaman Türk tarihini okudum gördüm ki, milletine büyük ordular hazırlamış büyük kumandanlar yetiştirmiştir. Bunu yapan bir millet mutlaka bir medeniyet sahibi olmalıdır. Bunu takdir ederim. Fakat bugünkü vaziyetinize bakalım, başta Almanya olmak üzere dört müttefiktiniz. Dört sene muharebe ettiniz, neticede mağlup oldunuz. Dördünüz birlikte yapamadığınız şeyi bu vaziyetinizle tek başınıza yapmayı nasıl düşünebildiniz? Fertlerin intihar ettiğini vakit vakit görürüz. Şimdi de bir milletin intiharına mı şahit olacağız?

Atatürk büyük bir heyecan içinde şu cevabı veriyor: 

-“Teşekkür ederim tarihimizi okumuş, milletimizin büyük ordular, büyük kumandanlar yetiştirdiğini bunun için milletimizin medeniyetine sahip olması lazım geleceğini takdir ve kabul ediyor. Fakat şunu bilmesini isterim ki, biz emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi tedrici, sefil bir ölüme mahkum olmaktansa babalarımızın oğlu sıfatı ile vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.” 

Mustafa Kemal’in General Mc Arthur’a 1931’de Türkiye’yi ziyaretinde verdiği mülakat:

Avrupa’nın vaziyeti hakkında ne düşündüğünü kendisine soran Mc. Arthur’a Atatürk şu cevabı verıyor: 

-“Versay muahedesi Birinci Dünya Harbine sebebiyet vermiş olan amillerden hiç birini bertaraf etmediği gibi bilâkis günün baslıca rakipleri arasındaki uçurumu büsbütün derinleştirmiştir. Zira galip devletler mağluplara sulh şartlarını zorla kabul ettirirlerken bu memleketlerin teknik jeopolitik ve iktisadi hususiyetlerini asla nazarı itibare almamışlar ve sadece husumet hislerinden mülhem bulunmuşlardır. Böylelikle bu gün içinde yaşadığımız sulh devresi sadece mütarekeden ibaret kalmıştır. Eğer siz Amerikalılar Avrupa işleri ile alakadar olmaktan vazgeçmeyecek Wilson’un programını tatbikde ısrar etseydiniz bu mütareke devresi uzar ve bir gün devamlı bir sulh müncer olabilirdi. Bence dün olduğu gibi yarın da Avrupa’nın mukadderatı Almanya’nın alacağı vaziyete bağlı bulunacaktır. Fevkalade bir dinanizme malik olan bu 70 milyonluk çalışkan ve disiplinli millet üstelik milli ihtiraslarını kamçılayabilecek siyasi bir heyecana kendisini kaptırdı mı er geç Versay muahadesinin tasfiyesine tevessül edecektir.”

Atatürk, Almanya’nın, İngiltere ve Rusya hariç olmak üzere bütün Avrupa kıtasını isgal edebilecek bir orduyu kısa bir zamanda teşkil edebileceğini, binaenaleyh harbin 1940-1945 yılı arasında başlayacağını Fransa’nın kuvvetli bir ordu yaratmak için lazım gelen hususları artık kaybettiğini ve İngiltere’nin adalarını müdafaa etmek için bundan sonra Fransa’ya güvenemeyeceğini söylemiş İtalya hakkında da şöyle demişti: 

-“İtalya Mussoloni’nin idaresi altında şüphesiz büyük bir kalkınma ve inkişafa mahzar olmuştur. Eğer Mussolini müstakbel bir harpte İtalya’nın zahiri heybet ve azametini harp haricinde kalmak suretiyle laiki veçhile istismar edilirse sulh masasında baslıca rollerden birini oynayabilir. Fakat korkarım ki İtalya’nın bugünkü şefi Sezar rolünü oynamak hevesinden kendisini kurtaramayacak ve İtalya’nın askeri bir kuvvet yaratmaktan henüz çok uzak olduğunu derhal gösterecektir.”

Atatürk Amerika’nın gelecek harpte de tarafsız kalmayacağını ve Almanya’nın ancak bu Amerikan müdahalesi dolayısı ile mağlup olacağını ilave etmiş, adeta kehanet mesafesinde olan su şayanı hayret sözleri söylemiştir: 

-“Avrupa devlet adamları başlıca ihtilaf mevzuu olan günün siyasi meseleleri her türlü milli egoizimde uzak ve yalnız umumun nefine olarak son bir gayret ve tam bir hüsnüniyet ile ele almazlarsa korkarım ki felâketin önü alınmayacaktır. Zira Avrupa meselesi İngiltere, Fransa ve Almanya arasındaki ihtilaflar meselesi olmaktan artık çıkmıştır. Bugün Avrupa’nın şarkında bütün medeniyeti ve hatta bütün beşeriyeti teşkil eden yeni bir kuvvet belirmiştir. 

Bütün maddi ve manevi imkanlarını topyekün bir şekilde cihan ihtilali gayesi uğruna seferber eden bu korkunç kuvvet üstelik Avrupalılar ve Amerikalılarca henüz malum olmayan yepyeni siyasi metodlar tatbik etmekte ve rakiplerinin en küçük hatalarından bile mükemmelen istifade etmesini bilmektedir. Avrupa’da vuku bulacak bir harbin başlıca galibi ne İngiltere, ne Fransa ve ne de Almanya’dır. Sadece Bolşevizmdir. Rusya’nın yakın komşusu ve bu memleketle en harb etmiş olan biz Türkler arada cereyan eden hâdiseleri yakından takip ediyor ve tehlikeyi bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Uyanan Şark milletlerinin zihniyetlerini mükemmelen istismar eden onların milli ihtiraslarını okşayan ve kinlerini tahrik etmesini bilen Bolşevikler yalnız Avrupa’yı değil, Asya’yı da tehdit eden başlıca kuvvet halini almışlardır.”

Atatürk 1935 yılında Amerikalı kadın gazeteci Gladif Bover’e verdiği mülakat sırasında da müstakbel bir harpte Amerika’nın bunaklığına imkân olmadığını ve milletler cemiyetinin kifayetsizliğini belirterek diğer konulardaki sualleri şöyle cevaplandırmıştı: 

-Türkiye’de Bolşevikliğin yayılmasından korkmuyor musunuz? 

-“Türkiye’de Bolşeviklik olmayacaktır, çünkü Türk hükümetinin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet vermek, askerlerimize olduğu kadar sivil halkımıza da iyi bakmaktır.”

-Niçin diktatör diye çağırılmaktan hoşlanmıyorsunuz? 

-“Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar evet bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım hiç bir şey yoktur. Çünkü ben, zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem. Bence diktatör diğerlerini iradesine ram edendir. Ben kalpleri kırmak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.”


 Her Yönüyle Atatürk, Avni Altıner, 1981