Ankara’ya Atatürk Adı Verilmesi İçin Teklif Yapılmıştı

‘Ankara Belediye Meclisi’nde Ankara’ya Atatürk adı verilmesi için dün bir teklif yapıldı’ başlıklı 16 Kasım 1938 Ulus gazetesinde yayımlanan haber:


Belediye Meclisi Ankara halkının hislerine tercüman oldu.

Ankara belediye meclisi dün saat 17:30’da reis vekili B. İbrahim Rauf Ayaşlı’nın reisliğinde mutat içtimaını yaptı. Dün meclis salonu fevkalâde gün­lere mahsus bir manzara arz ediyordu. Bütün âza ve dinleyiciler hissedilir bir elem ve keder içindelerdi. Celse açılıp da müzakere başlayınca bu hüzünlü hava arttı. Millî savaşın ilk gü­nünden itibaren Atatürk’ün yanında yer alan ve daima izinde yürüyen An­kara’nın mümessilleri şehrin umumî teessürüne tercüman oldular.

Reis vekili celseyi açtıktan sonra:

“Çok müessif haberi tabiî biliyor­sunuz, Büyük Şef’imizin hatırasını tâziz İçin beş dakika ayakta duralım,” dedi.

Meclis âzası ve dinleyiciler beş da­kika zarfında, kalpleri Atatürk’ün sevgisi ile dolu olarak, gözleri yaşlı ayakta durdular.

B. Mecdi Saymanın hitabesi

Bundan sonra söz alan B. Mecdi Sayman şu hitabesiyle meclisin hisle­rine tercüman oldu:

“Millî facia karşısında güzel An­kara’mız sonsuz elem ve teessür için­dedir. Benim bu canlı levhaya katacak sözüm yoktur. Türk en büyük evlâdı­nı, dünya en duygulu, en ekmel insa­nını kaybetti. Hâşâ! Kaybolmadı. Bu kudret sönmedi. Bu kudret nurlu yü­zü, kâh hâşin, kâh bir çocuktaki saf­fetle dolu bakışları ile, narin yapısı, iradeli, sürükleyici, tesirli sesiyle, Türk’ü 20 yılda nasıl zaferden zafere götürmüşse, bundan sonra da Türk İh­tilâl ve İnkılâbı’nın kâbesi Ankara’da yanımızda, aramızda, başımızın üs­tünde ve içindedir.

Ankara’ya hasreti büyüktü. Buraya dönmek istiyordu. ‘Saat kaç?’ suali son sözü olmuştur. Belki de Çankaya’daki kartal yuvasına kavuşma ânının yakla­şıp yaklaşmadığını anlamak için saati sormuştur.

Ankara! -O’nun dediği gibi- Türkiye’nin en mânalı şehri Ankara! Kazandığın şerefle kıyamete kadar övün. Büyük ve eşsiz hemşehrini bağ­rında dünya durdukça yaşatacaksın, ve siz Ankara’nın aziz mümessilleri arkadaşlarım. O, inanınız duyacak, O, inanınız görecek: Millî birlik halinde eserinin devamına çalıştığımızı. Bi­zimle beraber yeni hamlelerimizi teş­vik edecek, bizimle birlikte sevinecek, bizimle beraber Türk vatanının ovala­rında, yaylalarında, dağlarındaki ke­kik kokularını teneffüs edecek.

Denizlerimizin coşkun dalgalarını, nehirlerimizin nazlı akışlarını dinliyecek.

“Daima daha refahlı, daima daha kuvvetli, hür ve müstakil Türkiye“

O’­nun son işaretlerinden biridir. Zaten en büyük eseri bu veciz ifadesinde mündemiç değil midir? En büyük eseri bugün içinde yaşa­dığımız Türkiye değil, her saniye bir­az daha ilerleyen, kalkınan, güzelle­şen, yarının öbür günün kudretli Türkiye’si değil midir? O kurdu, hızını O verdi. Tezgâh mütemadiyen dokuyor. Çark mütema­ diyen dönüyor, ilerliyor, ilerleyecektir… Millî kahraman bir gün demişti ki:

“Ben yurdun gecelerini bekle­rim. Şafak söktükten sonra başımı yas­tığa koyup birkaç saat müsterih uyuyabiliyorsam, İnönü’nün o saatlerde uyanmış olduğunu bildiğim içindir.“

Büyük milletim müsterih ol!

Dün yurdun gündüzlerini bekleyen İnönü bugün başımızdadır.

Varolsun!“ (Sürekli alkışlar)

B. Mecdi Sayman’dan sonra Bn. Makbule Naci Eldeniz Konuştu. Bn. Eldeniz’in göz yaşları okuduğu kağı­da damlıyor ve kelimeleri hıçkırıklar arasında boğuluyordu. Bu esnada salonda göz yaşından başka bir şey gö­rülmüyor ve hıçkırıktan başka ses du­yulmuyordu. Belediye Meclisi Ankara halkının hislerine tercüman oldu.

Bn. Eldeniz’in hitabesi

Arkadaşlar, Evvelâ Atatürk’ün manevî huzurun­ da eğilerek sizlere, bütün Ankara’lılara baş sağlığı diliyorum. Atatürk öldü diyorlar. Buna nasıl inanılır. Havsala nasıl kabul eder. Atatürk bağrımızda yatmıyor mu? Biz O’nu göz yaşları­mızla okşamıyor muyuz?

Yakınlaşan tehlikeyi duyduk. Sez­dik. Gene inanamadık. Etrafımızda her şey O’nun. Çocuklarımızın da, anamızın da, babamızın da atası. Biz ya­şarken o ölemez. Nasıl olur. Türküm diye kabaran göğsümüzde Atatürk ya­şıyor. İlmiyle, irfaniyle, sanayiiyle genç Türkiye, dinç Türkiye bize O’nun emanetidir. İleri, daima ileri di­yen sesi kulağımızda. O’nun izi üzerinde yürüyecek evlâtları Atatürk’ün Türkiye’sini ilerletecektir,kuvvetlendirecektir.

Bütün dünya, bütün medeniyet âle­mi Atatürk’ü kendine mal etti. Bütün ecnebî gazetelerinde okuyoruz. Bu dâhî, bu Üstün Adam, ileri memleketler için bir sulh sembolü, darda olan mil­letler için de bir kurtarıcıdır. Hiç bir hükümdara hiç bir millet reisine bü­tün dünya bu kadar yanmadı.

Bu büyük Türk evlâdını doğuran an­neye rahmet. Genç annelere ve yarının annelerine düşen vazife Atatürk’ün sözleriyle, vecizeleriyle çocuklarını büyütmek, O’nun istediği gibi çalış­tırmaktır. Türk kadınını yarım bir in­san göremedi. Ona medenî haklarını vererek yükseltti. O’nun arzusu her kadında memlekete müfit bir uzuv, lâyık bir ana olsun. Şehir kadını da kıymetli köy kadını kadar yükselsin. Şüphesiz Atatürk’ün her arzusunu, her emrini ifa, kadın erkek milletin her ferdi için bir millet borcudur, bir vicdan borcudur.

Bugün memleketin her sınıf halkı, âlimi, cahili, ihtiyarı, genci, çocuğu aynı acı ile bir kütle halinde birbirine daha yakın, birbirini daha çok anlı­yor. Üç genç evlâdını kaybeden bir baba, bana: “O’nun acısı evlâtlarımı unutturdu” dedi. Ben, ihtiyar babamı kaybettiğim günün acısını duydum. Ah, O bizim her şeyimizdi.

Müsaadenizle O’na ait bir hatıramı anlatayım: Son görüşümdü. Hatay’ın kurtulmasından 10 – 15 gün evveldi. Hatay’da ıstırap çeken, ezilen Türklerden bahis buyurdular:

“Geceleri an­cak iki saat uyuyabiliyorum.“

Oradâ bulunan general Naci Eldeniz:

“Siz uyumuyorsunuz biz uyuyalım buna na­sıl tahammül edilir.“

Uzağı, asırların ötesini düşünen ve gören gözlerinin yaşları arasında:

“Ben uyumayayım, zararı yok düşüneyim, millet rahat uyusun” buyurdular.

Ben, Atatürk’ü son gördüğüm gün milleti için gözleri ağlar gördüm. Ben Ata’ma nasıl iman etmem. Milleti el­bette onun izi üzerinde yürüyecektir. (Şiddetli ve sürekli alkışlar).

Hitabelerden sonra celse on dakika tâtil edildi.

Belediye meclisi, ikinci celsesinde ruznamede mevcut maddelerin müzakerelerini yaptı. İtfaiye müdürünün vefatı dolayısı ile kadroda ufak bir de­ğişiklik yapılması hakkındaki belediye reisliği tezkeresi üzerine, şehrin itfa­iye teşkilâtının tanzim ve terakkisin de hizmeti görülen mumaileyhin hatı­rasına hürmet için bir dakika ayakta duruldu.

Belediye ve su idaresine ait hesap­ları tetkik encümeninin iki mazbatası ile mezbahanın tamiri için bütçede münakale icrasına dair belediye encü­meni kararları okundu ve aynen kabul edildi. Celsenin sonunda B. Hayrullah Özbudun şu teklifte bulundu:

“Ecelin bizden ayırdığı Büyük Şef ve Ulu dahî hakkında memleketin duyduğu teessür ve acı o kadar büyük ve derindir ki burada bunun tafsiline imkân yoktur. Şehrimiz namına arkadaş­larımızın söyledikleri hitabelere ilâve edecek bir söz söylemek kudretini ken­dimde göremiyorum. Yalnız düşündü­ğüm bir noktayı da işaretten çekinmeyeceğim.

Büyük Atatürk inkılâbını Ankaramızda yapmıştır. Bütün memleket için terakki ve inkilâp hatvelerini Ankara’da atmış ve yüksek ve ebedî fikirlerini Ankara’dan dünyaya yaymış bulunmaktadır. Bu itibar ile Ankara’nın Atatürk inkılâbında büyük rolü vardır. Ankara kendisine nasip olan bu günleri unutmayacak ve memleketin kurtarıcı ve yaratıcısını sinesinde ebe­de kadar muhafaza edecektir. Bu itibarla Ankara’mıza Atatürk adının ve­rilmesi muvafık olacaktır.

Riyaset Makamının bu teklifi alâkalı yüksek makamlara Ankara şehri mümessilleri namına arzetmesini teklif ediyorum.”

Bu teklif alkışlarla karşılandı ve ittifakla kabul edildi. Bundan sonra Bn. Makbule Naci Eldeniz şu takriri verdi:

“Atatürk’ün mübarek vücutlarının dinleneceği yerde Atatürk’ümüzü karanlıkta bırakmamak hem de milletin Atatürk’e sevgi ve imanının bir timsali olmak üzere her gece akşamdan başlıyarak sabaha kadar daimî bir, meşale yanması hakkındaki temennimin muhterem arkadaşlarım tarafından da kabulünü rica eder, ve aynı zamanda yüksek reisliğin bu candan dileği hususî komisyona iblâğını saygılarımla dilerim.”

Bu takrir de alkışlar arasında kabul edildi ve reislik makamına verilmesi kararlaştırıldı. Bundan sonra ruânamede konuşulacak başka madde ol­madığından celseye nihayet verildi.