Ağlamayalım, Necmeddin Sadak, Akşam

Ağlamayalım, Necmeddin Sadak, Akşam, 11 Kasım 1938

Türk milleti, uzun tarihinin kaydetmediği derin bir matemin ıstırabı içinde hıçkırıyor. Sanki kader, Atatürk devrinde yaşamak talihini tadan neslin saadetini çok gördü, onun yüreğine tahammül edilmez bir yeisin acısını kattı.

Bütün bir vatan baştanbaşa ağlıyor; Türk Milleti en büyük evlâdını kaybetti. Bu matem karşısında her teselli boştur. Hiçbir felâket haberi bir memleketi bu kadar canevinden vurmamıştır. Hiçbir ayrılık bu derece kalbimizi parçalıyamazdı. Hiçbir ölümde tabiat bu kadar kör, ecel bu derece insafsız olmamıştır.

Atatürk öldü!…

Her şeyi yenmeğe, en müthiş düşmanları altetmeğe alışmış olan o sönmez ve tükenmez hayat ve kuvvet kaynağının yanında, ölüm bile ne kadar cılız ve âciz görülürdü!

Atatürk ölür müydü?

Binlerce yılın derinleştirdiği kökleri, semalara hâkim yüksek ve asil gövdesi ile en şiddetli kasırgalar karşısında eğilmiyen ağaçların azamet ve heybeti, umulmadık bir rüzgârın sarsıntısına ram olur mu? Tarihe ve tabiate göğüs geren, dünyalara sığmıyan, mehip bir varlığı fırtınalar nasıl sarsabilirdi? Bir memlekette bir insan ölmedi, tabiatın ortasında koca bir dev yıkıldı. ..

Fakat ağlamıyalım. O’nun İlâhlara nasibolan sonsuz hayatı yanında ölüm bile korkunç bir düşman değildir. Ölmek, geride kalıp arkadan ağlıyanların elem ve ıstırabı bakımından bir faciadır. Asırların tahribetmeğe muktedir olamadığı manevî varlıkları ölüm yok etmekten âcizdir.

Atatürk, zaman ve mekânın fevkinde, fikirlerimizin ve ruhlarımızın içinde, ebediyete yerleşmiş bir varlıktır. Atatürk, maddi bir insan değil, yaptığı koca bir vatan, yarattığı koca bir millet demektir. Eğer O, birgün birdenbire yok oluvermeğe mahküm fânilerden olsaydı, sade O’nun ebedi hayatına değil, vatan, millet inkılâp, medeniyet gibi en büyük ve en hakiki kıymetlerin asla ölmiyeeeğine inanmamak lâzım gelirdi.

Atatürk, bugünün ve yarının dünyasını hayrette bırakan muazzam bir eser yarattı: Yeni Türkiye.

O’nun tek ideali, Türk Milletini refah ve medeniyet ufuklarının en ilerisine götürmekti. Bize bugün düşen mukaddes vazife, O’nun yürüdüğü yolda yürümek, başladığı eserini tamamlamak, kurduğu, kurtardığı Türkiye’yi daima yüksekte yaşatarak, Atatürk’ü ebediyen yaşatmaktır.

Yaşı dinmiyen gözlerimiz geriye değil ileriye, O’nun bize hep elleriyle işaret ettiği o mukaddes hedefe bakacak; sızlıyan, kan ağlıyan yüreklerimiz, daha büyük inkılapların hasreti ile teselli bulacak…

Düşüneceğimiz ve kendi kendimize daima söyliyeceğimiz söz şu olacaktır:

O öyle isterdi!

Büyük adamın eseri etrafında daha fazla toplanıp, daha sıkı birleşmek onun işine aynı hızla hiç sarsılmadan devam etmek… O’nun ulu hatırasına ancak bu suretle lâyık olabiliriz.

Bir Cevap Yazın