Adana’da Haremlik Selamlık Ayrılığına Atatürk’ten Gelen Tepki

Takvimler 16 Mart 1923’ü gösteriyordu. İstasyondan Adana’ya inen yolun her iki yönü insanlardan oluşan hareketli bir duvar görünümündeydi. Adana şehrinin pencere ve damları kadın alkışlarıyla dopdoluydu. Kadınların -olağanüstü düğün ve bayramlarda- çıkardıkları ”…Lülü, lülü, lülülülülü…”(1) tekrarlı sesleri gökkubbeyi inletirken, erkeklerin alkışları sanki bu seslere trampetlik yapıyordu. Birden bire siyah çarşaflı bir kadın grubu Atatürk’e yaklaştı. Eşi Latife Hanım’ı kendilerinin misafir edeceklerini söylediler.

Atatürk’ün çehresi birden somurttu. Verdiği cevap sertti:

– Benim bulunamayacağım yerde karımda bulunamaz.

Atatürk, halk arasında kaç-göç alarak sürdürülen bu eski geleneği, harem ve selâmlık ayrılığını bu davranışı ile yermiş oldu. Daha sonraki yıllarda başlattığı devrimler içerisinde Türk kadınına da tam bir uygarlık sağlayan Atatürk, görüşünün ilk işaretini, burada vermiş oldu.

Konuk Kaldığı Ev

Mustafa Kemal ile eşi istasyondan doğruca vilayet konağına geldiler. Buradaki tanışma ve kısa bir dinlenmeden sonra, konuk edilecekleri eve giderlerken, Sinan Paşa’nın hanımı olduğunu söyleyen bir kadın yanaştı. Kendilerini Sinan Paşa’nın misafir edeceğini söyleyerek davetlerini kabul etmesini rica etti. Atatürk, Adana’lıların hazırlamış olduğu evde kalacağını bildirerek bu daveti kabul etmedi. (2)


(1) ”…Lülü, lülü, lülülülülü…” nidalarının ne anlama geldiği, kesin olarak bilinmiyor. Adana’nın eski tarihçilerinden Kafzade Yusuf İzzet Bey, Çukurova’da kadınlar tarafından, eski bir gelenek olarak sevinç ve sevgi gösterisi sırasında yüksek sesle ve topluca tekrarlanan (lü, lü, lü)lerin (Lailaheillahlah) duasından bozulup kısaltılmış olduğunu söylerdi.

(2) Atatürk’ün bu gezisinde beraberinde bulunan milletvekillerinden Damar Arıkoğlu ile Kılıç Ali, yazdıkları anılarda bu olaya daha geniş ve ayrıntılı olarak temas etmişlerdir.